<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YazBoz.org, Türkiye Güncesi &#187; Nuray Mert</title>
	<atom:link href="http://www.yazboz.org/category/yazarlar/nuray-mert/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazboz.org</link>
	<description>Türkiye, Tarih, Kültür</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2009 06:55:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bilim fanatizmi</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-fanatizmi/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-fanatizmi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nuray Mert]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta yazdığım, &#8216;Bilim budalalığı&#8217; başlıklı yazıma, İsmet Berkan&#8217;dan cevap geldi. Yani konuyu bir kez daha ele almak vacip oldu. Haftada iki kez yazdığım için, ben cevapları daha kısa ve özet halde ifade etmek durumundayım.

Önce, ben okullarda bilimsel bilgiye dair eğitim verilmesin falan demiş değilim, dolayısıyla medreselerde bir tarihten sonra pozitif bilimlere dair derslerin kaldırılması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazboz.org/search.php?query=&amp;topic=1"></a>Geçen hafta yazdığım, &#8216;Bilim budalalığı&#8217; başlıklı yazıma, İsmet Berkan&#8217;dan cevap geldi. Yani konuyu bir kez daha ele almak vacip oldu. Haftada iki kez yazdığım için, ben cevapları daha kısa ve özet halde ifade etmek durumundayım.<br />
<span id="more-147"></span><br />
Önce, ben okullarda bilimsel bilgiye dair eğitim verilmesin falan demiş değilim, dolayısıyla medreselerde bir tarihten sonra pozitif bilimlere dair derslerin kaldırılması bu tartışmanın konusu değil. İkincisi, Berkan, &#8216;Din bilim değildir, inançtır&#8217; demiş, doğrudur. Ben &#8216;Din bilimdir&#8217; demedim, bilimin nefesinin tükendiği alanlara dair inanç veya spekülasyon alanıdır iddiasındayım. Bilimin nefesinin tükendiği konulara örnek de verdim. Berkan bunların konuyla alakası olmadığını söylüyor, oysa tabii ki var.</p>
<p>Bilim, teknolojiye indirgenemez &#8216;Evreni kavrama gayretidir&#8217; diyor. Evet, bilimsel bilgi temelli Aydınlanma felsefesinin iddiası, umudu buydu. Ben de diyorum ki, bu gayret bugüne kadar varoluşa dair temel soruları çözmekte işe yaramadı. Bazılarımız, bilimin hayatın ve evrenin sırrını bir gün mutlaka çözeceğine inanıyorlar. Olabilir, böyle bir umut taşıyabilirler, ama ben kendilerine katılmıyorum. Ortada geleceğe yönelik bir inançtan başka bir şey yok. Bu noktada inandığımız şeyler farklı.</p>
<p>Aydınlanma felsefesi, bilimsel düşünceyi temel alan dünya görüşünün, toplumsal siyasal meseleleri de halledeceğini iddia ediyor, umuyordu. Öyle olmadı. İnsanlar, ortaçağda da birbirlerinin gözünü oyuyordu, bugün de bu noktadan uzaklaşmış falan değiller. Hâlâ savaşıyorlar, hâlâ suç işliyorlar, hâlâ yaşama dair sıkıntılarla boğuşup duruyorlar. Tam da bu nedenle, iki büyük dünya savaşı, Avrupa&#8217;da Aydınlanma felsefesine olan inancı derinden sarstı.</p>
<p>Dahası, bilimsel bilginin gelişmesi, örneğin savaşlara engel olmadı, ama teknolojik gelişme savaşları daha fazla can alacak hale getirdi.</p>
<p>İletişim teknolojisinin gelişmesi, sıradan suçların yerine daha karmaşık şuç biçimleri doğurdu. Avrupa&#8217;da çok ciddi bir sıkıntı haline gelen çocuk pornosu endüstrisi bunun bir örneği. Kesip, yemek için internetten kurban arayıp, bulan ve planını gerçekleştiren bir Alman mühendis bunun diğer bir örneği. Diğer taraftan, bilim ve teknolojinin sınırsız tüketim ideolojisi ile birleşmesi, küresel ısınma gibi gezegenin sonunu getirecek tehlikelere yol açtı.</p>
<p>Demek ki neymiş? İnsana ve evrene dair felsefi bir telakki ile tartışılmayan bilimsel gelişme, yarar sağladığı kadar zararlı olabiliyormuş. Daha önemlisi, bilim insan hayatı konusundaki temel meseleleri çözmüyormuş, bu sorular hâlâ felsefi düzeyde tartılması gereken konularmış. Söylediğim özetle bu.</p>
<p>Nedense, fanatizm hep dine atfedilen bir şey, oysa çağımızda bilim fanatizmi de söz konusu ve bilim budalalığından kastettiğim bu. Bilimsel bilgi de, &#8216;Hayata dair bilgilenme çeşitlerinden biri ve sınırları var&#8217; dediğinizde kıyamet kopuyor. Dahası, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gibi siyasal bir kurum, bu tartışmada taraf olmanın ötesinde bağlayıcı karar alabiliyor. Okullarda bilimsel bilgi öğretilmesin diyen yok, ama bilimsel bilgi mutlak gerçek yerine konulmasın deme hakkımız yok mu?</p>
<p>Bir dine mensup, inançlı insanların, insanlığın tüm kusur ve suçlarından sorumlu bir inancın temsilcileri olarak, hep alttan alması gerektiği yönünde muamele o kadar yaygınlaşmış ki, azıcık itiraz etseniz, olay Kanuni devrindeki Ebussud Efendi&#8217;ye kadar gidiyor. Dahası, dini düşünce o kadar türbe ziyareti, cenaze namazı, mahalle imamına indirgenmiş vaziyette ki, insanlığın yüzlerce yıl dünyayı algılama yolu olarak, zenginliği içinde kimsenin ilgisini çekmiyor, &#8216;İnanılması emredilen şeyler&#8217; deyip geçilebiliyor. Sanki inananların tümü &#8216;düşünce tembeli&#8217; olduğu için ve neredeyse matematikten sınıfta kaldığı için kolayından dindar olmaya karar vermiş gibi, bir düşünce hazinesini kolaylıkla rafa kaldırma cesareti gösterilebiliyor. Benim itirazım bu yaklaşıma.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235791">http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235791</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-fanatizmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim Budalalığı</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-budalaligi/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-budalaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nuray Mert]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, &#8216;Eğitimde Yaratılışcılık Tehlikeleri&#8217; başlıklı 1580 No&#8217;lu bir karar almış, bizim gazete de pazar günü, bu haberi, &#8216;Yaratılış teorileri insan haklarına tehdit&#8217; ve &#8216;Evrimin öğretimi demokrasi için şart&#8217; manşetleri ile verdi. 
Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış. Onun ötesinde, sergilenen, pozitivist, bilim budalalığı.
Bilim, mevcut fizik ve biyolojik dünyanın keşfi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazboz.org/search.php?query=&amp;topic=1"></a>Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, &#8216;Eğitimde Yaratılışcılık Tehlikeleri&#8217; başlıklı 1580 No&#8217;lu bir karar almış, bizim gazete de pazar günü, bu haberi, &#8216;Yaratılış teorileri insan haklarına tehdit&#8217; ve &#8216;Evrimin öğretimi demokrasi için şart&#8217; manşetleri ile verdi. <span id="more-145"></span></p>
<p>Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış. Onun ötesinde, sergilenen, pozitivist, bilim budalalığı.</p>
<p>Bilim, mevcut fizik ve biyolojik dünyanın keşfi, bu keşiften hareketle, fizik dünyada insan konforu lehinde icatlar ve biyolojik dünyada insan sağlığına yönelik gelişmelerin temelini oluşturur. Varoluşla ilgili soruların cevabını vermez, veremez. Bu, felsefe, yani spekülasyonun alanıdır. Bu alanda fikir yürütülür, hiçbir şey ispat edilmez, doğrulanıp, çürütülemez. Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir &#8216;teori&#8217;dir, yani varsayımdır. Teoriler bir yere kadar, bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilir, nihai sorulara gelince teoriler varsayım sınırında kalır.</p>
<p>Hele, insan hakları ve demokrasi gibi konuların, evrim teorisiyle hiçbir alakası yoktur. Modern tarihte evrim teorisiyle, toplumsal ve siyasal konuların örtüştürülmeye çalışıldığı anda, sosyal Darwinizm anlayışı gibi, faşizme arka plan oluşturan bir facia yaşanmıştır. Toplumsal ve siyasal alanda, doğa kanunlarını temel aldığınızda, cinayeti bile haklılaştırabilirsiniz. Nitekim, soykırım, insan türünün kalitesini artırmak için tedbir alma (öjenik), gibi savrulmalar bu yaklaşımın sonucudur.</p>
<p>Tam da bu nedenle, bilimsel gelişmeler, &#8216;insan&#8217; kavramına ilişkin eşiklerle karşılaştığında etik tartışmalar çıkıyor. İnsan kopyalama bilimsel olarak mümkün olabilse bile etik olup olmadığı tartışılıyor. Benzer şekilde, üreme teknolojilerindeki gelişmeler, hatta tıptaki birtakım tedavi usulleri etik kurallara göre sınırlandırılabiliyor. Hatırlarsanız, son olarak, sakat çocukların gelişimini belli bir noktada durdurma imkânı doğduğunda (&#8217;Ashley tedavisi&#8217;), bu usul, ateşli tartışmalara konu oldu. İtalya&#8217;da, Haziran 2005&#8242;te, üreme teknolojileri konusundaki mevcut sınırlamaların kaldırılmasına yönelik referandum<br />
olumsuz oyla sonuçlandı. Bebeklerin cinsiyetini doğmadan teşhis teknolojisi, Hindistan gibi ülkelerde, kız çocukların teşhis edilip, kürtajla yok edilmesini yaygınlaştırdığı için hâlâ tartışılıyor.</p>
<p>Pozitivist dar kafalılığın insanlığı ne tür sorunlarla karşı karşıya getirdiğini, güncel örneklerle çok iyi kavrayabileceğimiz bir çağda yaşıyoruz. Buna karşın, yeni dünya düzeninin kışkırttığı çatışma ortamının yeni bahanesi din ve medeniyet savaşı olduğu için, kültürel alanda 19. yüzyılın tartışmalarına geri döndük. Her şeyden dini inançları sorumlu tutma anlayışı, bazen doğrudan, bazen dolaylı yoldan bu yeni çatışma ortamını besliyor, dikkatleri bu konu üzerinde yoğunlaştırmaya devam ediyor.</p>
<p>Daha ziyade ABD&#8217;de yaygınlaşan, evrimci teorilere karşı &#8216;akıllı tasarım&#8217; tezleri, ilahiyat, yani din felsefesi açısından son derece sığ yaklaşımlardır. Yaratılış tezi diyerek olayı genellemek, bu sığ tezler üzerinden, kadim dini düşünce geleneklerini yok saymak, bunlar üzerinden kolayca onları çürütmeye çalışmak gibi bir çabaya hizmet ediyor. Yaratılışa inanmak, insan haklarına ve demokrasiyle ters düşer demek, tüm inananları hedef alan ithamlardır. Dünyada ters giden her şeyden dini inançları sorumlu tutmak gibi bir şaşılığın pompalandığı bir dönemde, bu tür yaklaşımların sığlık ötesinde fazladan siyasi anlamlarını sorgulamak durumundayız.</p>
<p>Unutmayalım ki, Irak, ne orada köktendincilik tehlikesi olduğu için ne de Bush, Evanjelist olduğu için işgal edilmedi. Dünyanın yeniden paylaşımı savaşlarının alanı olduğu için işgal edildi. Evrimci düşünce, bilim, demokrasi diye ortalığı kasıp kavuran Avrupa da nihayetinde, olanları oturup seyretti.</p>
<p>Evrimci düşünce ile toplumsal-siyasal olaylar arasında bir bağ kurulacaksa, modern düşünce temelli medeniyetin bilim, teknoloji, evrim diye diye, siyasal alanda, hâlâ orman kanununa boyun eğmek noktasında kaldığını hatırlamakta fayda var.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235240">http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235240</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/bilim-budalaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asmalı Konak</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/asmali-konak/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/asmali-konak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:40:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nuray Mert]]></category>
		<category><![CDATA[asmalı konak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[Neyse, şimdilik de olsa bitti, çok seviliyormuş, ama bana sorarsanız  &#8216;Asmalı Konak&#8217; çirkin bir yerdi. Bu kadar sevilmesi başlı başına bir mesele, çünkü bu, hikâyesi iyi, akıcı bir TV dizisinin sıradan popülerliğinden fazla bir şeye işaret ediyor. Güce tapınmanın gündelikleşmesine, aşikârlaşmasına, romantize edilmesine ve nihayet aklanmasına. 
Jipli ağalar mevzuu başlı başına bir konu ve popüler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neyse, şimdilik de olsa bitti, çok seviliyormuş, ama bana sorarsanız  &#8216;Asmalı Konak&#8217; çirkin bir yerdi. Bu kadar sevilmesi başlı başına bir mesele, çünkü bu, hikâyesi iyi, akıcı bir TV dizisinin sıradan popülerliğinden fazla bir şeye işaret ediyor. Güce tapınmanın gündelikleşmesine, aşikârlaşmasına, romantize edilmesine ve nihayet aklanmasına. <span id="more-143"></span></p>
<p>Jipli ağalar mevzuu başlı başına bir konu ve popüler kültürün sosyolojik okuması ötesinde politik okumasının yapılmasını çok önemsiyorum. Beni Asmalı Konak üzerine yazmaya zorlayan neden bu. Dizi üzerine politik bir okuma denemesi, bir gazete köşesini fazlasıyla aşan, uzun bir tartışma konusu, ama zaten aslında bu Asmalı Konak üzerine üçüncü yazım(1), diğer ikisi daha önce yazıldılar, ama aylık dergilerde çıkacakları için bu bir ilk ve özet olmak durumunda oldu. Yine de bu köşede yazmadan edemedim.</p>
<p>Evet, Asmalı Konak çirkin bir yerdi, her şeyden önce sınıf ilişkilerinin altının fazlasıyla çizildiği ve üstelik bunun gönül rahatlığıyla, tatlı, sorunsuz bir şeymiş gibi yapıldığı bir yer olduğu için, benim için fazlasıyla rahatsız ediciydi. Dahası, zaten var olan sınıfsallıkların ötesinde, fazlasının üretildiği ve demek ki özlendiği bir kurguydu. Hizmet görenle hizmet eden arasında bir Anadolu eşraf ailesinde var olanın ötesinde bir aristokrasi özlemi çok sırıtıyordu. Yanlış anlaşılmasın, mesele bunun diziyi gerçeklikten uzaklaştırması değil, hayal ürünü olmasında hiçbir sakınca yok ve olamaz. Sorun, neyin özleminin duyulduğu!</p>
<p>Abarttığımı mı düşünüyorsunuz, hiç değil, uzatmadan en çarpıcı, en rencide edici olanlardan bir örnek vereyim; evin oğlunun/ağasının bir hizmetçi kızdan olan çocuğu konusu. Ortada böyle bir durum varken, bir romantik evlilik, bir-iki hezeyan krizine rağmen devam ediyor. Çocuk babasının evinde yanaşma olarak büyüyor. En fazla, ağanın şehirli-duyarlı-kişilikli ve hatta asi karısı büyük bir kadirşinaslık yaparak çocuğa biraz alan açmaya çalışıyor. O da olmuyor, Anadolu hanımefendisi diye yere göğe konamayan, büyükanne, durumu asaletine yakıştıramıyor, sonuçta çocuk aile sofrasında oturamıyor. Bırakın bunları, hizmetçilere kahve buyurmaktan ve göz süzmekten yorulmayan büyükanne, gönül indirip de torununu kucağına oturtmuyor. Doğru kadından çocuğuna modern babalık yapmayı vazife bilen ağa, oğlunu kucaklayıp öpmüyor.</p>
<p>Aslında işin burası sınıfsallık meselesinin ötesinde incitici. Her yaştan, kesimden, eğitimden kadının, kızın başlarını döndüren Seymen Ağa böyle bir adam. Gıptayla izlenen &#8216;tutkulu aşk&#8217; bu evde, bu adamla, bunlara fazla takılmayan bu kadınla, diğer kadına, diğer çocuğa ve her şeye rağmen yaşanıyor. Demek ki, bir çift, rol kesen esmer göz, &#8216;her kesimden&#8217; kadının gözünü gerçekten kör ediyor, bu da düşündürücü, ama belki işin aslı sadece esmer göz değil. Özcan Deniz&#8217;in tartışılmaz yakışıklılığı da değil, belki işin içinde jip, ağalık tantanası, Amerika&#8217;da okumuşluk, şarap markası bilirlik vardır, ne dersiniz?</p>
<p>Siz ne derseniz deyin, bana öyle geliyor ki, Asmalı Konak&#8217;ta karşılığını bulan, aslında sadece kadın-erkek ilişkilerine ilişkin bir şey veya bu ilişkilere ilk bakışta yaşanan değişim değil, hatta belki bu sadece bir sonuç. Kadınlar pısırık erkeklerden bezdikleri için Seyman Ağa&#8217;ya kilitlenmiş değiller, öyle olsaydı Tarzan filmleri de tekrar rağbet bulurdu. Bu hiç de o kadar &#8216;temel içgüdü&#8217; veya &#8216;incelmiş temel içgüdü&#8217; olayı değil. Bu, politik bir savruluşun yansımalarından biri; hayata, iktidar ilişkilerine bakışın değişmesinin cinselliğe, aşka bakıştaki dışavurumu, hiyerarşinin ve gücün sorgulanmaktan çıktığı bir dünya görüşünün hayata bakışımıza yansıması.</p>
<p>Kimse, &#8216;Ama o ağlayan ağa, hassas maço&#8217; demeye kalkmasın, karşılıksız bir aşkla hayatı ona kilitlenmiş bir kadına karşılık vermeden, aynı çatı altında yaşamaktan tedirgin olmayan, çocuğuna yanaşma muamelesi yapan adamın ağlaması, &#8216;kentli, eğitimli kadınlar&#8217;ı etkileyebilir. Çünkü onların asıl vurulduğu &#8216;iktidar&#8217;, çoğunun geçmişlerinde ve belki hala karşı durduğunu iddia veya vehmettikleri güç, iktidar, iktidarın her türü. Seymen Ağa üzerinden fark etmeden bunu itiraf ediyorlar. Hizmetçi mutsuz olmuş, çocuğu yanaşma gibi büyüyormuş kime ne?</p>
<p>(1) İlki önümüzdeki hafta, Post Express dergisinde, ikincisi farklı bir formatta ve imzasız yazdığım İstanbul Life dergisinin temmuz sayısında yayımlanacak.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=78776">http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=78776</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/asmali-konak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
