<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YazBoz.org, Türkiye Güncesi &#187; İsmet Özel</title>
	<atom:link href="http://www.yazboz.org/category/yazarlar/ismet-ozel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazboz.org</link>
	<description>Türkiye, Tarih, Kültür</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2009 06:55:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Millî mutabakat mı, milletçe intibak mı?</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/milli-mutabakat-mi-milletce-intibak-mi/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/milli-mutabakat-mi-milletce-intibak-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:22:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Altmışlı yılların başlarındaki en büyük tartışma Türkiye&#8217;nin dış ticaret açığını kapatmak, bütçesini denkleştirmek ve ekonomik hayatını başka ülkelerin gölgesinde sürdürmekten kurtarmak için öncelikle sanayii ürünleri imalatına mı yoksa turizme mi yatırım yapılması gerektiği üzerinde yürütülen tartışmaydı. 
Sanayii lehine bir millî mutabakat sağlanmak üzere olduğu (O günlerin basınında yer alan haberlere göre Dünya Bankası cıvata imaline [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Altmışlı yılların başlarındaki en büyük tartışma Türkiye&#8217;nin dış ticaret açığını kapatmak, bütçesini denkleştirmek ve ekonomik hayatını başka ülkelerin gölgesinde sürdürmekten kurtarmak için öncelikle sanayii ürünleri imalatına mı yoksa turizme mi yatırım yapılması gerektiği üzerinde yürütülen tartışmaydı. <span id="more-127"></span></p>
<p>Sanayii lehine bir millî mutabakat sağlanmak üzere olduğu (O günlerin basınında yer alan haberlere göre Dünya Bankası cıvata imaline hasredilmek üzere kredi vermeyi reddediyor, lüks bir otelde kullanılmak üzere pahalı porselenlerin ithaline yarayacak krediyi seve seve Türkiye&#8217;ye takdim ediyordu.) fark edildiğinden olsa gerek, nasıl olduysa oldu, el çabukluğuyla turizm lehine milletçe intibak sağlanmış gibi bir durumla karşılaşıldı. Bu durumu husule getiren kimdi? Parmakla gösterilir gibi değil. Aradan kırk yıl geçti. Sonuçta Türkiye&#8217;nin dış ödemeler dengesine ağırlıklı olarak tesir eden meşru (!) kalemler ikiye indirgendi: Tekstil ve turizm. Bu iki kalem hem işleyiş süreçleri ve hem de etki uyandırma potansiyeli itibariyle tamamen dışardan, Türkiye&#8217;nin dışından kontrol edilebilir özellikteydi.</p>
<p>Geçmişte ne olmuşsa olmuş. Hepsi geride kaldı. Bu cümleleri sarf etmekte serbestsiniz. Ne var ki hiç olmazsa bugünden söz ederken kelimeleri, ifadeleri, ibareleri yerli yerince kullanmaya gayret gösterin. Geçmişi tamir etmek diye bir şey yok; ama ebeliğiyle görevli olunan bir doğumda çocuğun sakat doğmasına meydan vermeme sorumluluğu diye bir şey var. Kemal Derviş hitama erdirmek istediği işlerin yoluna girmesi için millî mutabakat gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Kelime seçiminde ciddi bir hata yapıldığı kanaatindeyim. Kemal Derviş ve onun görevini başarıyla sona erdirmesini arzulayan herkes iktisadi tedbirlerin toplum yararına sonuç vermesi hususuna milletçe intibak etmemizi istiyorlar. Milletçe intibak vakıasına itiraz etmeyebiliriz; ama &#8220;millî mutabakat&#8221; hem maddesi, hem mânâsı büyük bir iş. Onu tarihimizde sadece bir kez, İstiklâl Harbi sırasında yaptık. İstiklâl Marşı erdiğimiz mutabakatın senedi olarak bugünlere kalmıştır. Nelerde mutabakat sağlandığı o metne bakılarak anlaşılabilir.</p>
<p>İstiklâl harbimizin öncesinde ve sonrasında millî mutabakat sağlamadığımız halde milletçe intibak ettiğimiz çok sayıda, yığınlarca iş var. Sözgelimi kısa bir süre sonra internete milletçe intibak ettiğimiz zaman bu alanda bir milli mutabakat hasıl olduğunu söyleyenler abesle iştigal etmiş sayılacaklar.<br />
Kemal Derviş tam da bir Dünya Bankası yetkilisinin ağzına yakışan dille Brezilya&#8217;nın millî mutabakat sayesinde krizden sağ salim (?) çıktığını ve Endonezya&#8217;nın millî mutabakat sağlayamamak yüzünden hâlâ bocaladığını söylüyor. Daha sağlıklı ve aklı selime uygun ifade şöyle olabilirdi: Brezilya&#8217;nın kültürel yapısı milletçe dünya sisteminin isterlerine intibakı sağlamaya elverişlidir; Endonezya ise dünya sisteminin isterlerine milletçe intibak temin etmeye elverişli bir kültür donanımına sahip değildir.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.karakutu.com/">www.karakutu.com</a></p>
<p><strong>Yeni Şafak</strong><br />
3 Nisan 2001</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/milli-mutabakat-mi-milletce-intibak-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınların Örtünmesi Demokratik Bir Hak Değildir!</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/kadinlarin-ortunmesi-demokratik-bir-hak-degildir/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/kadinlarin-ortunmesi-demokratik-bir-hak-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Örtünmek demokratik hakkımdır diyenler, bu talepler karşısında ayranı bedava içmediklerini ileri sürerek bir meşruiyyet elde etmeye gayret ediyorlar. Barın sahibi:’Yağma yok’ diye cevap veriyor örtülü demokratiklere, &#8220;viski içenler de paralarını paşa paşa ödemektedirler. Üstelik viski ayrandan daha pahalı. 
Barın her bakımdan yükseltilmesi, üstün tutulması için en az sarhoşlar kadar çalışacaksınız&#8230;
Ya nedir? Tesettür hem erkekler, hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örtünmek demokratik hakkımdır diyenler, bu talepler karşısında ayranı bedava içmediklerini ileri sürerek bir meşruiyyet elde etmeye gayret ediyorlar. Barın sahibi:’Yağma yok’ diye cevap veriyor örtülü demokratiklere, &#8220;viski içenler de paralarını paşa paşa ödemektedirler. Üstelik viski ayrandan daha pahalı. <span id="more-124"></span></p>
<p>Barın her bakımdan yükseltilmesi, üstün tutulması için en az sarhoşlar kadar çalışacaksınız&#8230;</p>
<p>Ya nedir? Tesettür hem erkekler, hem de kadınlar bakımından İslam dinine mahsus bir vecibedir. Kendisi için İslam düşüncesinin sosyal hayatta etkin kılınmasını hedef olarak seçmiş birinin örtünme hakkını her demokratik toplumun temel hak ve hürriyetlerinden biri sayarak, saydırmaya kalkarak savunmaya geçmesi tutarsızlığın daniskasıdır. Tutarlı olunmak isteniyorsa örtünmeyi savunuş tavrında İslami bir muhteva olmadığının ilan edilmesi gerek. Çünkü her şeyi herkes gibi yapacağız; ama bunu kendimize mahsus bir üslup kullanarak gerçekleştireceğiz demek tutarsızlık değil. Elbette birileri kalkıp barlara gideceğiz, ama orada alkollü içecekler yerine ayran ve kola içeceğiz diyebilir. Aradaki öpüşme sahneleri kırpılmış haliyle Hollywood filmleri seyredeceğiz diyebilir. Teknolojinin herkes için bir nimet olduğunu kabullenerek hareket edeceğiz diyerek davranabilir. Onları tutarsızlıkla damgalamak tamamen yanlıştır. Dünyanın her yerinde modern kültürle geleneksel kültür arasında buna benzer veya bu tarzda geçişmeler hep oldu. Hatta demokratik toplumun sıhhatini gözetenler bu tarz içindeki uyumsuzluğa varan çeşitliliğin özlenir bir şey olduğunu sık sık belirtirler.</p>
<p>Hedef İslam düşüncesinin toplumda etkin kılınması ise, anlayış ve duyuş başta olmak üzere bütün toplumun kurumları ve yapısı itibariyle İslami dönüşüme uğraması öngörülerek hareket ediliyorsa kadınların örtünmesinden bir demokratik hak olduğu gerekçesiyle bahis açmak; muhatabını zaafa uğratma gibi bir taktik hesaba dayanmadığı zaman, tutarsızlıktır.</p>
<p> </p>
<p>Örtünmeyi demokratik bir kazanım sayanlar bu kazançları karşısında hangi bedeli ödediklerini bilmelidirler. Demokratik toplum örtünmeyi demokratik bir hak sayanlardan bu hakkı kendilerine tanıyan kuruluşların ve o kuruluşların yer aldığı düzenin militanca savunmasını yapmalarını beklemektedir. Onlara alkollü içecek kullanmasalar bile, gelip ayran içtikleri bu barın temizliğine katkıda bulunmalarını, onarımına katılmalarını istemektedir. Giderek barın düşmanlarına karşı girişilen savaşta görev almalarını önermektedir.</p>
<p> </p>
<p>Onlara örtülü olarak oturmaya hak kazandıkları bu barın geliştirilmesi, yaygınlık kazanması, atılım yapması için hangi tasarılara sahip olduğunu sormaktadır.<br />
Örtünmek demokratik hakkımdır diyenler, bu talepler karşısında ayranı bedava içmediklerini ileri sürerek bir meşruiyyet elde etmeye gayret ediyorlar. Barın sahibi:’Yağma yok’ diye cevap veriyor örtülü demokratiklere, &#8220;viski içenler de paralarını paşa paşa ödemektedirler. Üstelik viski ayrandan daha pahalı. Barın her bakımdan yükseltilmesi, üstün tutulması için en az sarhoşlar kadar çalışacaksınız. Aradaki farkı kapatmak için en kaliteli hizmeti vermek zorundasınız. Daha da ötede, sizin bara girişinize göz yumuşumuzun, sizin barda bulunmanıza katlanışımızın bedeli olarak da bir şeyler yapmalısınız. Hem bardaki iskemleleri işgal edecek, hem sadece bu barda kurulabilen ilişkilerden istifade edeceksiniz; hem de bütün geceyi iki ayran, bir kolayla atlatacaksınız! Nerde o pırasanın bolluğu?&#8221;</p>
<p> </p>
<p><em><br />
</em><em>Yeni Şafak / 19.10.1997</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/kadinlarin-ortunmesi-demokratik-bir-hak-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Homogenization / Standardization</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/homogenization-standardization/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/homogenization-standardization/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:19:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Düşündüğünü ifade ederken kelimelerin seçimi siyaset alanında çok önemli. Türkiye’de uzun zaman yapılacak olan şeye ayrı ayrı adlar vererek, yahut olup bitmiş olan şeyi başka başka isimlerle söyleyerek farklı siyasi yollar işaret edilmiştir. 
Mesela, Türkiye’de Amerikan üsleri var denildiği zaman, üs yok tesis var denilmiştir. Toprak reformu gereklidir diyen biri çıkınca öbürü hayır tarım reformu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşündüğünü ifade ederken kelimelerin seçimi siyaset alanında çok önemli. Türkiye’de uzun zaman yapılacak olan şeye ayrı ayrı adlar vererek, yahut olup bitmiş olan şeyi başka başka isimlerle söyleyerek farklı siyasi yollar işaret edilmiştir. <span id="more-122"></span></p>
<p>Mesela, <strong>Türkiye’de Amerikan üsleri var denildiği zaman</strong>, üs yok <strong>tesis var denilmiştir.</strong> <strong>Toprak reformu</strong> gereklidir diyen biri çıkınca öbürü hayır <strong>tarım reformu</strong> gereklidir demiştir.</p>
<p>Aslında deyimlendirmenin yapılacak işi peşinen sınırlandırması gerektiği düşüncesinde her iki taraf da ortak düşündüğünden kelimelerde herkes direnmiş, hiç kimse “peki senin dediğin olsun, yeter ki olsun” dememiştir.</p>
<p>Batı medeniyetinin bütün dünyayı gerek iktisadi baskısı, siyasi üstünlük iddiası ve gerekse teknik hakimiyetiyle yeryüzünün her yanında belirli bir standardizasyona gittiğini gözlüyor ve biliyorduk. Dünyayı batının standartlarına uydurmanın gerek kişilik gerekse çıkarlar açısından değişim geçiren ülkelerin zararına işlediğini de düşünüyorduk üstelik. Bu düşüncelerde bir değişme olmadı. Ama geçenlerde bizim standartlaştırma dediğimiz hadisenin homojenleştirme olarak ifade edildiğini görünce ister istemez kelimenin gücü meselesi aklımıza takıldı. Standardizasyon derken akla gelen bir modele yahut kaideye uydurma, belli bir şeye ayarlama akla geliyor.</p>
<p>Dolayısıyla batının bir standardizasyonu varsa bu ayarlamayı kendinin yaptığı, yaptırdığı (zorladığı) akla gelebiliyor. Ama homojenizasyon derseniz, benzer hale gelme, mütecanis olma gibi bir düşünce aklınıza geliyor. Bu kelime daha sevimli bir kere her şey kendiliğinden oluyormuş gibi bir izlenimi beraberinde getiriyor. Dolayısıyla her iş olacağına varıyor da bundan ne batı ne de batının uşakları sorumlu değilmiş gibi bir hava doğuyor.</p>
<p>Eskiden “Siz kitapları seviyorsunuz, biz kesik kelleleri” diyen Borneolu, bugün doktor, mühendis, işadamı olabilmek için bize okuma yazma öğretin, bize daktilo makinası, transistorun radyo verin” diyesiymiş. İşadamı olmak isteyen bir Borneolu pek hoşuma gitti. Vietnam’da topuklara kadar uzanan ipek şalvarlarını çıkarmış da kızlar mini etek giymeye başlamışlar, Pakistan’da kadınlar boşanmak için mahkemeye başvurma hakkı elde etmişler ( 1960) Bolivya’da Prado la Paz bulvarı ABD’nin güneybatı şehirlerinin ana caddelerine tıpatıp benziyormuş. Yalnız arada bir standartlarında bebeleriyle geçen Kızılderili kadınlar manzarayı bozuyormuş.</p>
<p>Çocuklar eskiden olduğu gibi koka yaprakları değil ciklet çiğniyorlarmış. Japonya’da 1967’de 20 milyon televizyon alıcısı 24 milyon aile varmış. Televizyon Tokyo standartlarını bütün Japonya’ya yaymış. Tokyo argosunu herkes biliyormuş artık. Ve nihayet ABD’de de bir homojenleştirme söz konusu imiş, bütün Amerikan şehirleri birbirine benzemeye başlamış. Yollar genişliyor, moteller, sinemalar, otomobil mezarlıkları her şehirde görünüyor. İnsanlar aynı eşyaları kullanıyorlar, aynı yerlerde eğleniyorlar, gençlerin hali tavrı her şehirde aynı, sefahat manzaraları da bir şehirden diğerine farklılık arz etmiyor.</p>
<p>Bütün bu olup bitenler dünya döndüğü için oluyorsa dünya homojenleşiyor demektir. Ama bu işte bazı adamların çıkarları varsa, bu çıkar bazı zilletlerin çıkarı haline gelebiliyor, bazı kültürlerin üstünlüğünü doğuruyorsa yeryüzünde bir standartlaşma olduğu ve bunu bilhassa yürütüldüğü söylenebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yeni Devir</strong><br />
1977</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.karakutu.com/">www.karakutu.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/homogenization-standardization/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyetin Demokrat Çocuğu</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/cumhuriyetin-demokrat-cocugu/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/cumhuriyetin-demokrat-cocugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:18:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[ Çetecilerin, komitacıların gayri nizamî direnişleriyle başlayıp, İttihat ve Terakki artıklarının filizlendirdiği bir gelişme gösterdikten sonra, emirleri Ankara&#8217;dan alan düzenli ordunun girişimiyle yürütülen İstiklâl Harbimiz sosyal karakteri itibariyle Anadolu ve Rumeli eşraf ve mütegalibesinin desteğiyle başarıya ulaşmış bir hareket miydi?
Yoksa asıl destek tebaa olmaktan başka dayanak bilmeyen mülksüzleştirilmiş halk tabakalarından mı sağlanmıştı? Lozan&#8217;dan sonraki düzenlemeler yorgun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Çetecilerin, komitacıların gayri nizamî direnişleriyle başlayıp, İttihat ve Terakki artıklarının filizlendirdiği bir gelişme gösterdikten sonra, emirleri Ankara&#8217;dan alan düzenli ordunun girişimiyle yürütülen İstiklâl Harbimiz sosyal karakteri itibariyle Anadolu ve Rumeli eşraf ve mütegalibesinin desteğiyle başarıya ulaşmış bir hareket miydi?<span id="more-119"></span></p>
<p>Yoksa asıl destek tebaa olmaktan başka dayanak bilmeyen mülksüzleştirilmiş halk tabakalarından mı sağlanmıştı? Lozan&#8217;dan sonraki düzenlemeler yorgun ve yıpranmış Türkiye&#8217;nin Hilâfeti ve Saltanatı devreden çıkarmış bir Osmanlı despotizmini yansıtacak bir yapıya kavuşmasını isteyenlerin eseri miydi? Yoksa yeni ve dinç bir devlet kurmaya doğru gözü pek başlangıcın sekiz yüz elli yıl sonra bir kez daha ikrarına mı şahit olunuyordu? Vakıalar yukarıdaki bütün sorulara gönlümüzün çektiği gibi cevap vermemize yetecek kadar çok, günümüz Türkiye&#8217;sinde yapacağımız başlangıca canımızın istediği basamağı temin edecek ölçüde çeşitlidir.</p>
<p>Mesele genç cumhuriyete kimin ağırlığını koyduğunu anlama niyetiyle sınıf çözümlemelerinde ne derecede isabet kaydedeceğimiz değildir. Mesele Cumhuriyet ilan edildiği sırada kimlerin suçluluk telaşı içinde kendilerine bazı konumlar seçtikleri ve öte yandan çiğ yemediği için karnı ağrımayan kimlerin bazı konumlarda gocunmadan, gocundurmadan bulunduklarıdır. Günümüz Türkiyeli bünyesinde Cumhuriyet ilan edilse de, edilmese de toplumdaki muteber konumları değişmeyecek olan zümreleri barındırmaktadır.</p>
<p>Egemen çevreler bu zümrelerden ibaret değildir. Onların arasında öyle fertler, kısmen öyle aileler vardır ki Cumhuriyet ilan edilmemiş olsaydı dünya nimetleri üzerine düşen ışığı görmelerine engel olan perdeyi aralamalarına ve hele aşmalarına imkan yoktu. 27 yıllık tek parti yönetimindeki buyurgan eğilim hakimiyetlerini cumhuriyet öncesinden taşıyıp gelenlere mahsustur. Cumhuriyetle birlikte, cumhuriyet sayesinde yer edinenler zaten uyanlardan, uyum gösterenlerden, uyarlananlardan ibaretti.</p>
<p>Demokratik uygulamaya adım atan Türkiye sınıf ve tabakaların tavrı bakımından tıpkı cumhuriyet kurulurkenki karmaşıklığı yaşadı. Yüksek gelir grupları göz önüne alındığında muhafazakâr zümrelerin değişime direnen bir taraf teşkil ettikleri, diğer tarafta ise liberal bir atılımı başlatanların yer aldıkları söylenemez. Halk çoğunluğu tek parti yönetimine karşı çıkmıştır. Karşı çıkanlara öncülük edenler kısmen imtiyazlarını cumhuriyet öncesinden yeni rejime devredenlerdi; ama daha çok cumhuriyetle birlikte parlamış olanlar yeni bir dönüşümü ve karar mevkiine genç Türkiye&#8217;nin imkanlarıyla yetişmiş olanların getirilmesini gerekli ve yerinde buluyordu.</p>
<p>Yirmişer yıl sosyalist ve İslâmcı taleplerin yükseldiği son kırk yıl boyunca yürütülmek istenen siyaset ile onu yürütecek sınıf ve tabakalar arasındaki ilişki olduğundan daha karmaşık hale geldi ve getirildi. Giderek bu karmaşıklığa bir de etnik boyut eklendi. Dolayısıyla yakın gelecekte Türkiye&#8217;nin sınırlarıyla oynanmaksızın bir şekil alması söz konusu olduğunda hangi toplum tabakasının desteğine başvurulacağı seksen yıl öncesinde olduğu kadar meşkuk. Geçen bunca zaman cumhuriyetin demokrat çocuğunun doğmasına elvermedi.</p>
<p>Doğan bir çocuk ortalıkta oraya buraya koşturuyor; ama cumhuriyet onu bir türlü üstüne kaydetmiyor. Hâlâ Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın mağlubu olmanın çaresizliğini, şaşkınlığını giderilebilmiş değiliz. Herkes birbirine &#8220;Kimin oğlu bu? Kimin hesabına çalışıyor?&#8221; sorulan aracılığıyla yanaşıyor.</p>
<p><strong>Milli Gazete</strong><strong><br />
</strong>15/05/2003</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.karakutu.com/">www.karakutu.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/cumhuriyetin-demokrat-cocugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
