<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YazBoz.org, Türkiye Güncesi &#187; Hilmi Yavuz</title>
	<atom:link href="http://www.yazboz.org/category/yazarlar/hilmi-yavuz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazboz.org</link>
	<description>Türkiye, Tarih, Kültür</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2009 06:55:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sivil toplum mu, devletin ideolojik aygıtı mı tartışmasına son bir katkı</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/09/sivil-toplum-mu-devletin-ideolojik-aygiti-mi-tartismasina-son-bir-katki/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/09/sivil-toplum-mu-devletin-ideolojik-aygiti-mi-tartismasina-son-bir-katki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 11:57:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hilmi Yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin bir sivil toplum örgütü mü, yoksa Devletin İdeolojik Aygıtlarından biri mi olduğu konusundaki yazıma ilişkin, değişik yorumlar yapıldı. Bu yorumların içinde en &#8216;edeb dışı&#8217; olanı, ne yazık ki, bir Üniversitede profesör titri taşıyan birinden geldi&#8230;

Ezberi bozulmuş bir zihin teşevvüşünün nasıl &#8216;entel&#8217; bir üsluba dönüştüğünün tipik bir nümunesi!
Önce şu: Burada tartışma konusu edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin bir sivil toplum örgütü mü, yoksa Devletin İdeolojik Aygıtlarından biri mi olduğu konusundaki yazıma ilişkin, değişik yorumlar yapıldı. Bu yorumların içinde en &#8216;edeb dışı&#8217; olanı, ne yazık ki, bir Üniversitede profesör titri taşıyan birinden geldi&#8230;<br />
<span id="more-94"></span><br />
Ezberi bozulmuş bir zihin teşevvüşünün nasıl &#8216;entel&#8217; bir üsluba dönüştüğünün tipik bir nümunesi!</p>
<p>Önce şu: Burada tartışma konusu edilen ve sivil toplum örgütü olup olmadığı tartışılan örgüt, Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;dir ve soru (sorun), Türkiye bağlamında ele alınmak gerekir;-elbette &#8217;sivil toplum&#8217;a ilişkin teorik belirlemeleri de gözardı etmeden! O nedenle &#8217;sivil&#8217; toplum&#8217;a ilişkin kavramsallaştırmaların tamamında, sivil toplum&#8217;un Devlet&#8217;ten &#8216;özerk&#8217; bir yapıda olması gerekliliğinin vurgulandığını, ilk yazımda özenle belirtmiştim;- konuyu, &#8221;özerk&#8217; olmadan &#8217;sivil&#8217; olunmuyor&#8221; formülasyonuyla ifade ederek!</p>
<p>İlk yazımda bu konuya ilişkin teorik önesürüşleri tekrarlamayacağım: Ama &#8217;sivil toplum&#8217; kavramının, teorik olduğu kadar, tarihsel olarak da, &#8216;özerklik&#8217;le birebir bir mütekabiliyet ilişkisi içinde olduğu biliniyor. Prof. Dr. Şerif Mardin, &#8216;Din ve İdeoloji&#8217;de Reinhard Bendix&#8217;in &#8216;Batı&#8217;daki toplumsal değişmelerin ve toplum konusunda Batı düşüncesinin Weber&#8217;in Rechtsgemeinschaften diye adlandırdığı, özerk yetkileri olan tüzel kuruluşlarca biçimlendirildiğini gösterdiğini&#8217; bildirir ve bunların &#8216;Batı&#8217;da medeni (sivil H.Y.) toplumun toplumsal tabanını meydana getir[diğini] söyler. Görüldüğü gibi, burada da Devlet&#8217;ten özerk olarak inşa edilen yapılar sözkonusudur. Mardin, Osmanlı&#8217;da bu anlamda &#8216;medeni toplum&#8217;dan söz edilemeyeceğini önesürer, ama mesela H.A.R. Gibb gibi bazı şarkiyatçıların esnaf loncaları, köy kurulları ve göçebe aşiret teşkilatları gibi bazı &#8216;ikincil yapılar&#8217;ın &#8217;sivil toplum&#8217;un &#8216;en yakın Osmanlı karşılığı&#8217; olduğu konusundaki görüşlerini aktarır ve ilave eder: &#8216;Gibb, bunları bir dereceye kadar özerklik sahibi olarak görmektedir.&#8217;</p>
<p>Açıkça görüldüğü gibi, Batı&#8217;da ticaret oligarşilerinin şehir yönetimlerine el koyarak oluşturdukları Devlet&#8217;ten özerk ikincil yapılara Osmanlı toplumunda rastlanmasa da, bir dereceye kadar &#8216;özerk&#8217; oluşun &#8217;sivil toplum&#8217;u belirlediği öne sürülebiliyor. Dolayısıyla, siyasal hakimiyetin örgütlenişinin tepeden aşağıya doğru yapılandığı bürokratik bir imparatorlukta dinsel-politik ilişkilerin üretim ilişkileri gibi işlev gördüğü varsayımından yolaçıkarak &#8217;sivil toplum&#8217;u, dinsel ve politik bağlamda Devlet&#8217;ten &#8216;özerk&#8217; olup olmadığına bakarak belirlemek mümkündür. Bürokratik imparatorluklarda dinsel-politik ilişkilerin başat (dominant) bir ideolojik düzlem olarak, üretim ilişkileri gibi işlev gördüğünü Maurice Godelier&#8217;den öğreniyoruz: &#8216;Il était des lors possible de montrer que dans certaines sociétés[...] les rapports politico-religieux (Egypte ancienne) fonctionnaient en meme temps comme rapports de production.&#8217; (Maurice Godelier, L&#8217;İdéel et Le Matériel, Fayard,1984, 31).</p>
<p>Türkiye, hâlâ bürokratik hakimiyet geleneğini yeniden üreten bir toplum: Bu bağlamda Osmanlı&#8217;dan bu yana değişen bir şey yok. Son siyasal tecrübeler, Türkiye&#8217;de asker ve sivil bürokrasinin resmi ideolojisinin, hâlâ başat bir düzlem olarak siyasal hakimiyet mekanizmaları inşa etmekte olduğunu apaçık bir biçimde ortaya koyuyor. Dolayısıyla, ADD&#8217;nin Devletin İdeolojik Aygıtı olup olmadığına, Althusser&#8217;in Kapitalist toplumlar için öngördüğü modelden yolaçıkarak, üretim ilişkilerini yeniden üretip üretmediğine değil, asker ve sivil bürokrasinin resmi ideolojisini yeniden üretip üretmediğine bakarak karar vermek gerekir.</p>
<p>Benim gerekçelerim buydu. Lakin, heyhat! Ses geçirmeyen boru gibi, alıntı ezberi dışında hiçbir şeyi geçirmeyen kof bir zihinle mücadele etmek durumunda kaldım. Öyle tın tın bir idrak işte! Güle güle kullan Türkiye&#8230;</p>
<p>kaynak: www.karakutu.com</p>
<p><strong>Zaman</strong><br />
06/07/2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/09/sivil-toplum-mu-devletin-ideolojik-aygiti-mi-tartismasina-son-bir-katki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuva-yı Milliye den Hakimiyet-i Milliye ye</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/09/kuva-yi-milliye-den-hakimiyet-i-milliye-ye/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/09/kuva-yi-milliye-den-hakimiyet-i-milliye-ye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 11:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hilmi Yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[hakimiyet-i milliye]]></category>
		<category><![CDATA[kuva-yı milliye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[Büyük Millet Meclisi’nin açılışından (23 Nisan 1920) Cumhuriyet’in ilan edilişine, oradan da Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarıldığı 1925 yılına kadar, Türkiye, her şeye rağmen, demokratik bir cumhuriyettir. 
Her şeye rağmen, diyorum, çünkü TBMM’nin ilk yılları, Milli Mücadele’nin en ağır koşullarda sürdüğü bir dönemdir ve bu koşullarda bile Mustafa Kemal Paşa, ‘hakimiyetin kayıtsız koşulsuz millet’te olduğunu kanıtlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yazboz.org/search.php?query=&amp;topic=14"></a>Büyük Millet Meclisi’nin açılışından (23 Nisan 1920) Cumhuriyet’in ilan edilişine, oradan da Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarıldığı 1925 yılına kadar, Türkiye, her şeye rağmen, demokratik bir cumhuriyettir. <span id="more-92"></span></p>
<p>Her şeye rağmen, diyorum, çünkü TBMM’nin ilk yılları, Milli Mücadele’nin en ağır koşullarda sürdüğü bir dönemdir ve bu koşullarda bile Mustafa Kemal Paşa, ‘hakimiyetin kayıtsız koşulsuz millet’te olduğunu kanıtlamak için elinden geleni yapmıştır.</p>
<p>1922 Temmuz’unda TBMM içinde ‘İkinci Grup’un kurulmasıyla sonuçlanan muhalefetin ne kertede sert ve amanvermez bir muhalefet olduğunu merak edenlere, Samet Ağaoğlu’nun ‘Kuva-yı Milliye Ruhu’nu tavsiye ederim;-müthiş bir kitaptır&#8230;</p>
<p>‘Kuva-yı Milliye’, evet, ama Mustafa Kemal Paşa. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yi Hukuk Cemiyetleri’nin kurulmasından sonra, bir ‘Kuva-yı Milliye’ci değil, bir ‘Müdafaa-yi Hukuk’çudur. Bu ayrımın son derece canalıcı bir ayrım olduğunu düşünüyorum: Kuva-yı Milliye, bir başkaldırının örgütlenişidir; ‘Müdafaa-yı Hukuk’ ise bu örgütlenişin legal ve demokratik bir meşruiyet zeminine oturtulması! Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’nın, ülkeyi ‘hakimiyet-i milliye’ye dayalı demokratik bir yönetimle geleceğe taşımaya kararlı olduğunun en açık göstergesidir. Kısaca, 1920-1925 arası, Kuva-yı Milliye’nin, giderek ‘Hakimiyet-i Milliye’ye dönüşmesinin tarihidir.</p>
<p>Birinci Meclis’te kurulan ‘İkinci Grup’, kendisini, ‘Müdafaa-yı Hukuk’ ilkelerine bağlılığını göstermek üzere bu adı, ‘İkinci Grup’ adını seçer. ‘İkinci Grup’un, ‘hakimiyetin kayıtsız koşulsuz’ millette olduğu konusundaki ısrarı, Kurtuluş Savaşı’nın ağır koşullarında bile, bu hakimiyetin ‘Tek Adam’ hakimiyetine dönüşmesine ilişkin kaygılarından dolayıdır.</p>
<p>Fakat asıl muhalefet, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan milletvekillerinin, 1924 yılı başlarından itibaren örgütlenmeye başlayıp 17 Kasım 1924’te ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmalarıyla legal düzeye çıkar. Erik Jan Zürcher, ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ üzerine yazdığı monografide, TCF’nin kuruluşunun Cumhuriyet Halk Fırkası’nca (CHF) nasıl karşılandığını şu sözlerle anlatır: ‘17 Kasım’da TCF, Cemiyetler Kanunu uyarınca siyasal bir parti olarak tescil olunmak üzere Dahiliye Vekaleti’ne resmen başvurdu. CHF’nin keskinliğiyle en ünlü isimlerinden biri olan ve on gün önceki büyük tartışmalarda hükümeti o denli azimle savunmuş olan Dahiliye Vekili Recep (Peker)’in, TCF delegasyonunu nezaketle hatta dostça karşılaması ve kayıt işlemleri sırasında hiçbir güçlük çıkarmaması oldukça şaşırtıcıydı.’</p>
<p>Zürcher’in, Peker’in tavrını ‘şaşırtıcı’ bulması, aslında Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘Hakimiyet-i Milliyeye müstenit’ gerçek bir demokratik cumhuriyet olarak inşa etmek amacında olduğunu kavrayamamış olmasındandır. Sormak gerekiyor: Peker, muhalif TCF yöneticilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın haberi (ve elbette onayı) olmadan ‘nezaketle, hatta dostça’ davranabilir miydi? Elbette hayır!</p>
<p>Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce ve daha TCF kurulmadan TBMM’de yaşanan bir olay, Mustafa Kemal Paşa’nın, Jakoben bir Kuvva’cı değil, Demokrat bir ‘Hakimiyet-i Milliye’ci olduğunu gösteriyor. Meclis, Paşa’nın Meclis Reis yardımcılığı ve Dahiliye Vekaleti için önerdiği adayların değil, muhalefetin adaylarını seçmiştir ve bakınız, bunu izleyen gelişmeler nasıl bir demokratik prosedür içinde gerçekleşiyor: Paşa, bunun hükümete güvensizlik anlamına geldiğini belirterek hükümetin istifasını istemiş, hükümet de bu isteğe uyarak istifa etmiştir. Paşa, kendi yandaşlarında, Bakanlık görevi kabul etmemelerini rica edince hükümet seçilememiş, ortaya çıkan buhran üzerine, Meclis hükümeti yerine Cumhurbaşkanının atadığı bir Başbakan ve o Başbakanın atadığı Bakanlardan oluşan hükümet modelini önermiştir: Bu da, Cumhuriyet demektir&#8230;</p>
<p>Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat işlettiği demokratik süreci görüyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde Cumhuriyet’in öncelikle ‘demokratik’ olduğunun belirtilmiş olmasının sadece bir tesadüf olmadığı, bundan daha iyi nasıl ortaya konulabilir?</p>
<p><strong>Laik Cumhuriyet’ten sık sık söz ediyoruz da, ‘Demokratik Cumhuriyet’ten niçin söz etmiyoruz acaba? </strong><strong><br />
</strong><br />
kaynak: <a href="http://www.karakutu.com/">www.karakutu.com</a></p>
<p><strong>Zaman</strong><br />
11/06/2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/09/kuva-yi-milliye-den-hakimiyet-i-milliye-ye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
