<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YazBoz.org, Türkiye Güncesi &#187; Ters Açı</title>
	<atom:link href="http://www.yazboz.org/category/ters-aci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazboz.org</link>
	<description>Türkiye, Tarih, Kültür</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2009 06:55:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Açılımın Suistimali</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-suistimali/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-suistimali/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 10:57:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[terörizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/2009/10/ailimin-suistimali/</guid>
		<description><![CDATA[Devletin kucağı “Ana” kucağı gibidir.
Biz anamızın kucağında doyurduk karnımızı. Yürümeyi de koşmayı da o kucakta öğrendik. O kucakta ağladık, o kucakta güldük. O kucakta öğrendik konuşmayı, bağırmayı, yalvarmayı ve af dilemeyi. O kucaktı bizi tokatlayan, hata yaptıktan sonra bir daha tekrarlanmasın diye. Hatanın “hata” olduğunu o kucakta öğrendik. O kucaktı bizi okşayan, her başarımızdan sonra. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Devletin kucağı “Ana” kucağı gibidir.</p>
<p>Biz anamızın kucağında doyurduk karnımızı. Yürümeyi de koşmayı da o kucakta öğrendik. O kucakta ağladık, o kucakta güldük. O kucakta öğrendik konuşmayı, bağırmayı, yalvarmayı ve af dilemeyi. O kucaktı bizi tokatlayan, hata yaptıktan sonra bir daha tekrarlanmasın diye. Hatanın “hata” olduğunu o kucakta öğrendik. O kucaktı bizi okşayan, her başarımızdan sonra. Başarının “güzel” bir şey olduğunu ve güzelin de “güzel” olduğunu o kucakta öğrendik. Merhameti ve merhamet etmeyi o kucakta öğrendik.</p>
<p><span id="more-189"></span></p>
<p>Şimdi o gözü yaşlı, bağrı taşlı anamız; açmış kucağını tüm evlatlarına bekliyor. Bir daha ağlamamak ve ağlatmamak için. Kimse bağrına taş basmak zorunda kalmasın, kimsenin içi kan ağlamasın diye…</p>
<p>Bağrını açmış kucaklamak istiyor evlatlarını Anamız. O bağra bıçak saplamaya çalışmayın lütfen. O Anaya ihanet etmeyin lütfen. Onun kucağı hepimize yetecek kadar geniş. Eski günlerdeki gibi birimiz sağ kolunda ötekimiz sol kolunda anamızın, güven içinde duralım.</p>
<p>Sinirlendirmeyin Anamızı. Benim bildiğim Anamızın gazabı çok şiddetlidir. Suistimali affetmez. Gerekirse 20 yıl daha bağrına taş basar ve bu problemi başka yollarla halleder.</p>
<p>Mehmet Yasir Herdem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-suistimali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açılımın tarifi</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-tarifi/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-tarifi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 08:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[terörizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/2009/10/ailimin-tarifi/</guid>
		<description><![CDATA[Açılmak zor iştir. Yelkenine, kayığına, pusulana, dümenine güvenmektir açılmak. Cesaret ister açılmak. Geride bir şeyler bırakır, fırtınaya, yağmura, kara kışa açılırsın yerine göre. Risk almaktır açılmak. Ölümü bile göze almaktır başkaları ölmesin diye. Gemiyi en son terk edebilmektir açılmak.

Gerçekten zor iştir açılmak. Kalçana, bacağına, göğsüne, saçına, kilona güvenmektir açılmak. Cesaret ister. Geride bir şeyler bırakır, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Açılmak zor iştir. Yelkenine, kayığına, pusulana, dümenine güvenmektir açılmak. Cesaret ister açılmak. Geride bir şeyler bırakır, fırtınaya, yağmura, kara kışa açılırsın yerine göre. Risk almaktır açılmak. Ölümü bile göze almaktır başkaları ölmesin diye. Gemiyi en son terk edebilmektir açılmak.</p>
<p><span id="more-184"></span></p>
<p>Gerçekten zor iştir açılmak. Kalçana, bacağına, göğsüne, saçına, kilona güvenmektir açılmak. Cesaret ister. Geride bir şeyler bırakır, fırtınaya, yağmura, kara kışa açılırsın yerine göre. Risk almaktır açılmak. Tacizi, sataşmayı, baskı görmeyi, yerilmeyi göze almaktır. Derini giysi yapabilmektir açılmak.</p>
<p>Çok zor iştir açılmak. Sözüne, jestine, mimiklerine, gözyaşına, ses tonuna güvenmektir açılmak. Derdini bir çırpıda anlatmak, o yükten kurtulmak için yırtınmaktır açılmak. Güvenilir birisini bulmaktır açılmak. Daha az acı çekmek için derdini paylaşmaktır açılmak. Yine risklidir, yine cesaret ister.</p>
<p>Her açılma açılım değildir tabii. Açılım özgürlük hakkı tanımaktır. Karşıdakinin gururunu incitmeden onu teslim almaktır. Öteki de gelsin diye berikini bağrına basmaktır, için dışın kan ağlasa da. Ne bir zafer ne de bir yenilgidir açılım. Açılım Çözmektir. Senden sonraki şehit olmasın, ondan sonraki dağa çıkmasın diye acını toprağa gömmektir açılım. Madalyanı gömmektir. Kopan bacağını, kolunu, ayağını gömmektir açılım. Açılım zor iştir.</p>
<p>Taksimde sarhoş olup gezmeye benzemez. Boğaz manzarasında rakı içmeye benzemez. Eyüp sultanda namaz kılmaya benzemez. Köşe yazarlığı yapmaya hiç benzemez. Faysbuktan, forumlardan, sağdan soldan, sağa sola küfür etmeye benzemez. Muhalefeti eleştirmeye, hükümeti yermeye benzemez. Amerikaya kızmaya, İsraili boykot etmeye benzemez.</p>
<p>Açılım zor iştir.</p>
<p>Vatan meselesidir açılım. Sabretmeden, sakin olmadan, gerektiğinde yumruğunu masaya vurup gerektiğinde karşıdakini öpmeden çözülmez vatan meselesi. Eleştriyle değil, icraatla çözülür vatan meselesi.</p>
<p>Mehmet Yasir Herdem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/acilimin-tarifi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu gün Türkiye için ne yaptım?</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/bu-gn-trkiye-iin-ne-yaptim/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/bu-gn-trkiye-iin-ne-yaptim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 10:57:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/2009/10/bu-gn-trkiye-iin-ne-yaptim/</guid>
		<description><![CDATA[Bu gün 3 tane gazete, 5 tane foruma girdim. E-posta kutumdaki fw:fw:fw: mailleri okudum, en isyankar olanları, hiç doğruluğunu araştırmadan herkese fw ettim. Ne gerek var araştırmaya arkadaşımdan gelmiş zaten. Büyük bir sorumluluğu yerine getirdim. Forumlarda okuduğum doğruluğu %100 olan haberlere dayanarak hemen feysbuka girdim. Başladım hükümete, devlete, askere, polise sövmeye. Vatanı satan hükümet, buna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gün 3 tane gazete, 5 tane foruma girdim. E-posta kutumdaki fw:fw:fw: mailleri okudum, en isyankar olanları, hiç doğruluğunu araştırmadan herkese fw ettim. Ne gerek var araştırmaya arkadaşımdan gelmiş zaten. Büyük bir sorumluluğu yerine getirdim. Forumlarda okuduğum doğruluğu %100 olan haberlere dayanarak hemen feysbuka girdim. Başladım hükümete, devlete, askere, polise sövmeye. Vatanı satan hükümet, buna sessiz kalan asker, bölücülere biber gazı sıkan polis, vatandaşın işini yapmayan memur… hepsi küfürü hak ettiler. Devlet baba hiç mi okumuyor bu köşe yazılarını, forumları ve e-postaları?!</p>
<p><span id="more-191"></span></p>
<p>Neyse zaten mesainin 2 saati gitti. Şimdi hemen Ankaradaki dayımı aramalıyım, niye mi? Yakında askere gideceğim bana şöyle batı’da kısa dönem rahat bir askerlik ayarlasın. Bu askerlik niye var ki? Bir de açılım çıktı son zamanlarda. Hükümet doğuda şehit olan askerlerimizi ne çabuk unuttu, yazık valla.</p>
<p>Eşim memuriyet için sınava giriyor ona da bir an önce bir torpil bulmam lazım. Torpil diyince, bu hükümet zamanında torpil ne kadar da arttı değil mi? Dur bunu da yazıyım feysbuk’a, bi de küfür eklersem sonuna en az on kişi beğenir.</p>
<p>Aa saat 12 olmuş gidiyim öğle yemeğine gelince üç-beş çay içer lakırdı yaparız arkadaşlarla. Akşam da servisle eve.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/bu-gn-trkiye-iin-ne-yaptim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SOSYAL BİLİMLERİN IRZI&#8230;</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/sosyal-bilimlerin-irzi/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/sosyal-bilimlerin-irzi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 09:03:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[*RADİKAL gazetesinin 27/06/2004  tarihli yayınından alınmış, Türkiye&#8217;de sosyal bilimlere bakışa ilişkin Muhammed Munis tarafından kaleme alınmış bir yazı:
Artık klasikleşen görüntüleriyle bir ÖSS sınavını daha geride bıraktık. Yine, her sene olduğu gibi, sınava yakın günlerde gazetelerin &#8220;değerli&#8221; sayfalarını, adayların sınav ortasında -ne hayır gelecekse- o sınavdan rahatça çiş yapabilecekleri sınav donları, doktor reçetesi gibi talimatlar (yemeklerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>*<em>RADİKAL gazetesinin 27/06/2004  tarihli yayınından alınmış, Türkiye&#8217;de sosyal bilimlere bakışa ilişkin Muhammed Munis tarafından kaleme alınmış bir yazı:</em></strong></p>
<p>Artık klasikleşen görüntüleriyle bir ÖSS sınavını daha geride bıraktık. Yine, her sene olduğu gibi, sınava yakın günlerde gazetelerin &#8220;değerli&#8221; sayfalarını, adayların sınav ortasında -ne hayır gelecekse- o sınavdan rahatça çiş yapabilecekleri sınav donları, doktor reçetesi gibi talimatlar (yemeklerde ne yenileceği, yemeklerden sonra alınacaklar, sınav sabahı kahvaltı mönüsü vs.) süsledi.<span id="more-177"></span></p>
<p> </p>
<p>Bir ay sonra sonuçların açıklanmasıyla bu kez başka, ama yine bilindik görüntülere toplumca maruz kalacağız: Tercih meselesi&#8230; Her zaman olduğu gibi yine sayısal bilimler revaçta olacak, milletin kızını ne doktorlar, ne mühendisler istemiş de vermemiş olacak vs. Toplumca fena halde hasta olduğumuzdan mıdır nedir, herkesin, vasatın altında gezinen sözelcilerin bile değişmez üst ideali doktorluktur.</p>
<p>Soysal bilimlerin ise boynu büküktür, böylesi toplumlarda. Ne bileyim, sosyologlar, arkeologlar da kız isterler, ama kimse zamanında kızını onlara vermediği için dizini dövmez.</p>
<p>Aslında bunların ne menem şey oldukları dahi bilinmez çoğu zaman:</p>
<p>&#8220;Yavrum sen neyi kazandın hayırlısıyla?&#8221;<br />
&#8220;Antropoloji, dedeciğim.&#8221;<br />
Sessizlik<br />
&#8220;Onu boş ver. Yani şimdi sen ne olacaksın?&#8221;<br />
Bu kez genç için sessizlik.</p>
<p>İki anlam taşır bu sessizlik. Bir çocuk antropolojinin insanlık için ne denli önemli bir bilim olduğunu istese de anlatamaz, ille de doktorluk ve mühendislik diyen dedesine. İki, doğrusu, Türkiye koşullarında çocuk da maddi anlamda kendisi için daha şimdiden kaygı duymaktadır. Belli ki, &#8220;hiçbir şey&#8221; olacaktır. Yaygın ismiyle &#8220;işsiz&#8221;.</p>
<p>Mesele sadece devletin sosyal bilimcileri aç bırakması değil. Toplumun da öteden beri cüzzamlılarıdır sosyal bilimciler. Felsefecilere deli muamelesi yapılır, edebiyatçılara âşık. Psikologlar &#8220;sapık Freud&#8217;un sapık öğrencileri&#8221;, arkeologlar ise mezar kazıcılarıdır. Tarihçiler dediğin, son derece sıkıcı masallar anlatan meczuplar takımından başka nedir ki?</p>
<p>Her şeyin ve herkesin mutlak muktedirlere bağımlı asalaklar sürüsüne döndürülmesi kadim politikasının yürürlükte olduğu bir toplumda, toplumsuzlaştırmanın asıl hedef olduğu bir toplumda, toplumsal bilimlere reva görülen feci bir cezadır bu: Ölmemek, ama daha beteri sürünmek.</p>
<p>Sözü uzatmayacağım, sosyal bilimlerin &#8220;gülü&#8221; olan tarih bölümü mezunu işsiz (ya da çulsuz) bir genç olarak, üniversite adayı genç arkadaşlara şiddetle ve kesinlikle tüm samimiyetimle sosyal bölümleri tercih etmelerini salık veriyorum. Belki şimdilik işsiz, ama daha kendini ve insanlık serüvenini bilen bireyler olmaları için. Zira, asıl &#8220;iş&#8221; budur kanımca. </p>
<p><strong><em>Muhammed MUNİS </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/sosyal-bilimlerin-irzi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Yaşamda Aleviler</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/10/gunluk-yasamda-aleviler/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/10/gunluk-yasamda-aleviler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 09:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[BAŞLARKEN 
Aleviler bu coğrafyada hep vardı. Osmanlı ile yıldızları hiç barışmamıştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da uzun yıllar birçok sorunla sessizce baş etmeye çalıştılar. Çok partili dönemde &#8216;oy deposu&#8217; olmanın dışında sorunlarıyla yakından ilgilenen pek olmadı. 1970&#8242;lerdeki iç çatışma ortamında, Maraş katliamıyla doruğa çıkan saldırıların hedefiydiler. Göç yıllarında aktıkları kentlerde, 1980&#8242;lerin sonunda yavaş yavaş seslerini yükseltmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>BAŞLARKEN</em></strong><em> </em><em><br />
</em><em>Aleviler bu coğrafyada hep vardı. Osmanlı ile yıldızları hiç barışmamıştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da uzun yıllar birçok sorunla sessizce baş etmeye çalıştılar. Çok partili dönemde &#8216;oy deposu&#8217; olmanın dışında sorunlarıyla yakından ilgilenen pek olmadı. 1970&#8242;lerdeki iç çatışma ortamında, Maraş katliamıyla doruğa çıkan saldırıların hedefiydiler. Göç yıllarında aktıkları kentlerde, 1980&#8242;lerin sonunda yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başladılar. 1990&#8242;larda gizlenme geleneğini kırmaya yönelik ataklar ve taleplerle gündeme oturdular. Şimdi AB süreciyle de desteklenen demokratikleşmede köklü sorunlarına çözüm bekliyorlar. Radikal&#8217;in bu dizisinde amaç, kentte yaşayan Alevilerin günlük yaşamda karşılaştığı sorunları yansıtabilmek. <span id="more-175"></span></em></p>
<p> </p>
<p><em>Dizide, dedeler de dahil olmak üzere, her yaştan, her iş ve meslekten, her sosyal gruptan Alevilerin anlattıkları yer alacak. Geleneklerinin şehirde aldığı durum, inanç ve ibadetlerini yaşama konusundaki sıkıntılar, komşuları, iş ve okul arkadaşlarıyla ilişkiler, Alevi-Sünni evlilikleri gibi sorunları dizi boyunca gözler önüne serilecek.</em></p>
<p>Aleviliğin omurgası kabul edilen dedelik, köylerde toplumu düzenleyici bir işleve sahipti. Dedeler, taliplerinin bulunduğu köyleri tek tek geziyor, cem yapıyor, sorunları dinliyor, dargınları barıştırıyordu. &#8216;Görgü cemleri&#8217;nde kurulan &#8216;mahkeme&#8217;de suç işleyen, hatası olan, eşini, ailesini, komşularını zorda bırakan kişiler hakkında karar vermek de dedelerin görevleri arasındaydı.</p>
<p><strong><br />
</strong><strong>Sarsılan otorite</strong></p>
<p>Üryan Hızır Ocağı&#8217;nın dedesi Ali Büyükşahin, 61 yaşında bir inşaat mühendisi. Memleketi Adıyaman&#8217;da yaşıyor. Ocağın Güneydoğu ve Doğu Anadolu&#8217;da Adıyaman ve Malatya gibi kentlerde, Suriye&#8217;nin Muhabbet Köyü ile İstanbul, Mersin, Adana gibi metropollerde yaklaşık 20 bin talibi var.<br />
Büyükşahin, babası &#8216;Hamo Dede&#8217; 1997 yılında ölünce yaşı, en büyük çocuk oluşu, eğitimli olması dikkate alınıp dede olmuş: &#8220;Babam vefat edince taliplerimiz ve dostlarımız bir araya gelip beni uygun gördü. Dedenin, halkın sevebileceği bir kişi, tahsilli ve birikimli olması lazım. Kışın köyleri geziyor, taliplerle görüşüyor, sorunlarını dinliyorum. Cem yapıyoruz.&#8221;<br />
Büyükşahin, göç olgusu ile birlikte Alevilik inancında bir &#8216;gevşeme&#8217; yaşandığını düşünüyor. Büyükşahin&#8217;e göre, Alevilerin ibadet için cemevi bulamaması da bu gevşemede etkili olmuş: &#8220;Bir araya gelmek için olanak yoktu. Aleviler cemevine kavuşamıyorsa bile eline, beline, diline sahip olur. Aşına ve eşine sahip olur. Dürüst olur, hak yemez. Bunlar ibadetin parçası. Bazı yerlerde dedeliğe tam anlamıyla hak verilmiyor. Ancak Aleviliğin yaşaması için dedelik önemli.&#8221;<br />
&#8216;Baba Mansur Ocağı&#8217;ndan dede Mehmet Özdurmaz ise kente göç süreci sonunda Alevilerin çektiği sorunları, onlarla birlikte yaşayan isimlerden.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Toplumdan korkuyoruz&#8217;</strong></p>
<p>Gebze&#8217;de oturan Özdurmaz anlatıyor: &#8220;İnsanların okuldaki çekingenliklerini, kendilerini Alevi olarak ifade edemediklerini herkes biliyor. Hâlâ bu durum okullarda sürüyor. Zaman zaman okul yöneticileriyle de tartışıyoruz. İnsanların iş hayatında da sürüyor. İşyerinde de kimliğini saklayanlar var. Bizzat kendim, Alevi olduğum için çalıştığım fabrikadan çıkarıldım. Toplumun sosyal yaşantısının her alanında insanları etkiliyor, sıkıntıya sokuyor. Gebze&#8217;de de örneğin, cemevlerini kurduk. Ama Ehli Beyt içtihatlarını uygulayamıyoruz. Toplumdan çekiniyoruz. Toplum bizim farklılığımızı kabullenemiyor. Böyle olunca katılım olmuyor.&#8221;</p>
<p>Özdurmaz şöyle devam ediyor: &#8220;Biz Sünni arkadaşımızın cenazesine katılıyoruz, uyum sağlıyoruz. Bir sünni arkadaşımız bizim cenazemize katılınca yadırgıyor. Devlet büyükleri televizyonlarda, ibadetlerimizi &#8216;cümbüş&#8217; diye nitelerse bu bir baskıdır. Belki toplumun ihtiyacından dolayı, pratik dede yetiştirme yöntemleri başladı. Bu da zamanla bu kurumların çökmesine neden olacak. Çünkü sağlıklı bir şekilde yetişmiyorlar. Bu işin ehli olan bu işi yürütür. Eğer bir dede kendisini yetiştiremiyorsa devam edecek diye kural yok. Alevi-Sünni evlilikleri oluyor. Zaman zaman benim de katılıp aileler arasında barış sağladığım evlilikler oluyor. Kuran açısından baktığınızda, böyle bir evliliğe yasak getiren bir hüküm yok. Alevi-Sünni evliliğinde nikâh kıydım. İnsanlar artık daha objektif bakıyor. Zamanla bu tür tabuların yıkılacağına inanıyorum.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Genç bir aday</strong></p>
<p>Yaşlı dedelerin kentte hızla değişen topluma uyum sağlayamaması, zaman içinde dede ya da dede adayı gençleri ön plana çıkarmış. Bunlardan biri, 35 yaşındaki Ali Kenanoğlu. Üniversite mezunu bir &#8216;dede adayı&#8217; olan Kenanoğlu, &#8216;Hubyar Sultan Ocağı&#8217;na bağlı. İki ağabeyi arasında Alevi duyarlılığı en yüksek onda bulunduğu için &#8216;dede adayı&#8217; olmuş. Kentin özelliklerini yakından bilen Kenanoğlu anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yaşadığımız dönem, &#8216;kentleşen Aleviliğin oluştuğu&#8217; dönemdir. Aleviliğin değer yargıları yeniden değişiyor, taşlar yerinden oynuyor. İbadetler şehirde değişiyor. Köy ortamında herkes semahçıdır. Ama kentlerde bu işi cemevlerinde öğrenen &#8217;semahçı grubu&#8217; ortaya çıktı. Şu sıralar mesela cemde oturma düzeni tartışılıyor. Dedelikte de bu değişim var. Köyde dede, hem sağlıkçı, hem savcı, hem sosyal ve siyasal liderdi. Kente gelince tersi oldu. Genç kuşaklar rağbet etmediği için orta yaşı üzerinde olanlar dedeliği devam ettirdi, ama bilgiyi kendinde toplayamadı. Kentte bilgi el değiştirmişti. Cemevi yönetimleri çoğu taliplerden oluşuyor. Aydın, bilgili talipler Aleviliğe yön vermeye başladı. Ancak ne olursa olsun dedeye duyulan saygı ve önem devam ediyor. Aleviliğin olmazsa olmaz kurumlardan biri dedeliktir. Şu an dedeler cemevinde ibadeti yönlendiren kişi durumunda. Yani doğal noktasına döndüler. Kent Aleviliği dedenin misyonunu belirliyor. Bundan sonra ne olacak? Dedeliğin kurumsallaşması, kent ortamına uyarlanması konusunda kent kültürü almış insanlar ön plana çıkacak. Ama bu insanların misyonu yaşlı dedelerin olduğu gibi sadece cemevi ile sınırlı olmayacak. Toplumsal bir konumu da olacak.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>                                           </p>
<p> </p>
<p><strong>Mutluluğu farklı mezheplerde buldular</strong></p>
<p>Alevi ve Sünniler günün gelişen koşullarında artık daha sık bir araya geliyor. İş yaşamı içinde yan yana çalışıyor, okulda, üniversitede aynı sırayı paylaşıyor. Toplumsal, siyasal ve dinsel bakışları farklı olsa da şehir hayatının sorunlarıyla birlikte boğuşuyor. Kimi zaman çıkış noktasını birlikte arıyor. Toplumsal yaşamdaki birliktelik özellikle Alevilerin çok da onaylamadığı bir başka birlikteliği birlikte getirdi: Alevi-sünni evliliğini.<br />
Geçmişte yaşanan kötü tecrübelerin izleri sürse de Vahide ve Hikmet Sınnağ&#8217;ın 11 yıldır sürdürdükleri evlilikleri &#8216;ortak yaşam adına&#8217; umut veriyor. Sınnağ çifti, Bağcılar&#8217;da, kutu gibi bir evde, iki çocuklarıyla rahat ve huzurlu bir yaşam sürüyor.<br />
&#8216;Tam evlenirken söyledi: Aleviyim.&#8217;</p>
<p>Tam 11 yıl önce, Vahide hanımın işçi, Hikmet beyin servis şoforü olduğu işyerinde tanışmışlar. &#8220;Tanıştık, altı ay &#8216;konuştuk&#8217;, sonra da evlendik&#8221; diyor Vahide hanım. Evlenene değin eşi Hikmet&#8217;in Alevi olduğu bilmiyormuş. &#8220;Hiç sormak aklıma gelmedi&#8221; diyor, &#8220;Bir gün tam evlenmek üzereyken, &#8216;Aleviyim&#8217; dedi. Beni vermeyeceklerinden korkuyormuş. &#8216;Onlar ne karışır&#8217; dedim. Ve biz evlendik.&#8221;</p>
<p>İki eş de 37 yaşında. Vahide hanım, Zonguldaklı. Önceki eşinden geçimsizlik nedeniyle ayrılmış. Hikmet bey, Çorumlu. O da ikinci evliliğini Vahide hanımla yapmış. Her ikisi de inançlarına uygun evliliklerini bitirip birbirleriyle evlenmişler. Vahide hanım, &#8220;Anladık ki, aynı inançtan olmak, birlikteliğe yetmiyormuş. Başka şeyler gerekiyormuş bunun için.&#8221; Sınnağların iki çocuğu var: Muzaffer, 15&#8242;inde. Vahide hanım ilk evliliğinden, Muzaffer. Beş yaşındaki Berdan, çiftin ikinci çocukları.<br />
Vahide hanım inançlı bir Sünni: Orucunu tutuyor, beş vakit namazını kılıyor, perşembe akşamları Kuran okuyor. Hikmet bey, &#8220;Alevi kökenliyim fakat her inanca aynı mesafedeyim&#8221; diyor. Hikmet bey, ramazanda oruç tutmuyor, ama Vahide hanım, eşini kahvaltı hazırlamadan bırakmıyor. Hikmet bey de iftar sofrasında eşine eşlik ediyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Anlamsız önyargılar</strong></p>
<p>Vahide hanım oğlu Muzaffer&#8217;e dini inancını aktarmaya çalışıyor. Muzaffer mutlaka cuma namazını kılıyor. Hikmet bey, &#8220;Muzaffer, iradesiyle hareket ediyor. İstiyorsa, kılmalı tabii&#8221; diyor. Vahide hanım, cemevine de gitmiş. &#8220;Bizim camilerden farklı&#8221; diyor, &#8220;Çok ilginç geldi bana.&#8221; Sünniler arasındaki &#8216;Alevilere&#8217; yönelik önyargılara Vahide hanım, anlam veremiyor: &#8220;Bir gün toplanmış, Kuran okuyorduk. Kadın hoca, &#8216;Alevilerin yemeğini yemeyin&#8217; dedi. Duyduğuma inanamadım! Kavga ettik kadınla. Bir komşumuz bu söze inanıp Alevi komşumuzun yemeğini dökmüş.&#8221;<br />
Salona küçük Berdan, giriyor. Hikmet Bey Berdan&#8217;ı kucağına alıp severken, &#8220;Bu önyargıları biz kıramadık, belki çocuklarımız kırar&#8221; diyor&#8230;<br />
 </p>
<p><strong>Alevi-Bektaşi terimleri için küçük sözlük</strong><br />
<strong><br />
</strong><strong>SEYİT</strong><br />
Hz. Muhammed&#8217;in çocukları ve torunları; Hz. Ali&#8217;nin eşi Hz. Fatma&#8217;dan türeyen bir soyu oluşturur. Başlangıçta, Hz. Hüseyin soyundan olanlara &#8217;seyit&#8217;, Hz. Hasan soyundan olanlara &#8216;şerif&#8217; denildi; zamanla bu ayrım ortadan kalktı ve her iki imamın soyundan gelenlere &#8217;seyit&#8217; adı verildi.</p>
<p><strong>DEDE</strong><br />
Alevilik-Bektaşilik&#8217;te, mürşitlik aşamasına gelmiş, Babagan kolunda baba, Çelebiyan kolunda çelebi adıyla anılan ve cemdeki 12 hizmet sıralamasında ilk sırada gösterilen, cemi yönetme hizmetinin sahibi durumunda bulunan dini-ruhani önder.</p>
<p><strong>BABA</strong><br />
Bektaşiliğin Babagan kolunda mürşitlik aşamasına gelmiş, tekkede, dergâhta düzenlenen törenleri ve tekkenin dergâhın içişlerini yöneten derviş.</p>
<p><strong>SEMAH</strong><br />
Cemdeki 12 hizmet sıralamasında yer alan, cem ve muhabbet toplantılarında müzik eşliğinde yapılan kutsal dans.<br />
&#8216;Semah dar&#8217;ına durmak: Cemaatin ve dedenin önünde semah dönmeye hazır olduğunu bildirmek için, niyaz ederek meydanın ortasına gelip, ayaklar mühürlenmiş, kollar göğüste çapraz, baş öne eğik durmak.<br />
Semah nefesi: Semah dönülürken okunan nefes.</p>
<p><strong>CEM</strong><br />
Sözcük, Arapça &#8216;toplama, biriktirme, topluluk, kalabalık&#8217; anlamlarına geliyor. Alevilerin-Bektaşilerin cemaatle birlikte yaptığı, son derece ayrıntılı kurallara bağlanmış ibadet. Cem, yalnızca dinsel nitelikli bir toplantı değil, aynı zamanda hem ruhen yenilenme, yıkanma ve hem de toplumsal ve bireysel sorgulanma yeridir.<br />
Cem erenleri: Ceme katılan canlar.<br />
Cem erkânı: Cem kurbanı.</p>
<p><strong><em>NOT: </em></strong><em>Esat Korkmaz&#8217;ın Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü&#8217;nden alınmıştır.</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>(Radikal gazetesi, 29.1.2006)</strong></p>
<p> </p>
<p><em>Adını vermeyen bir aile, cenaze işlemlerinden ötürü çekilen sıkıntıyı şöyle anlatıyor: &#8220;Dayımın oğlunun cenazesini cemevinden kaldıracaktık. Ailenin maddi durumu iyi değildi. Cenazeye katılanlardan yardım toplandı. Böyle durumda tanıyan tanımayan herkes yardım eder. Toplanan paralarda kefen, tabut alınır. Eğer kişi memleketine gidecekse araba parası verilir&#8230;&#8221; </em><em><br />
</em><em>Günlük yaşam içerisinde Aleviler için en önemli sıkıntılardan biri, cenazelerin kaldırılmasında ortaya çıkıyor. Kentte önceden cemevleri olmadığı için Alevilerin cenazeleri camilerden kaldırılıyordu. Cenaze namazını da Sünni hocalar kıldırıyordu. Bu, Aleviler için hem büyük bir sorun hem üzüntü kaynağıydı. Cemevlerinin peş peşe açılmasıyla birlikte, cenazelerin nereden kaldırılacağı sorunu önemli ölçüde ortadan kalktı. Cenazelerini yıkayacakları, Alevi hocaların okuduğu dualar eşliğinde sevdiklerini son yolculuklarına uğurlayacakları, yemeklerini verecekleri bir yerleri vardı artık. Ancak uygulamada karşılaşılan büyük bir ayrımcılık hâlâ canlarını yakıyor. </em></p>
<p> </p>
<p><strong>Masraf sorunu</strong></p>
<p>Cemevleri yasal statüde &#8216;ibadethane&#8217; kabul edilmeyip, maddi yardım alınamadığı için cenazelerde hâlâ ciddi sorunlar yaşanıyor. Maddi durumu nasıl olursa olsun, bütün masrafları cenaze sahibi kendisi karşılamak zorunda.<br />
Kartal Cemevi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Murtaza Mutlu, 11 ayda cemevinde 1100 kadar cenaze kaldırıldığını belirterek, şu bilgileri veriyor:</p>
<p>&#8220;1962 yılından beri İstanbul&#8217;da yaşıyorum. Önceden cenazeyle ilgili büyük problemler vardı. Şimdi cemevleri yapıldı, biraz kolaylaştı. Ama şimdi de sıkıntı yaşanıyor. Kartal Cemevi&#8217;nde 11 ayda 1100 cenaze kalkmış. Bu cenazelerin, tabutu, merteği, arabası, kefeni, hocası, din görevlisi, bayan hocaları, gazı, suyu hepsi olduğu gibi vatandaşın parasıyla karşılanıyor. Mezarlıklar Müdürlüğü&#8217;ne defalarca müracaat ettik. Belediyelere başvurduk. Bize en ufak yardım yapılmıyor. Aleviler dışında diğer mezheplerde böyle bir sorun yok. Cenazesini kaldırmak isteyen kişi yaklaşık 200 YTL masraf yapıyor. Bu da büyük sorunlardan biri. Mezarlık Müdürlüğü&#8217;ne defin için başvurduğunuzda cemevinde kaldıracağım deyince hiçbir masraf karşılanmaz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Bir yardım alabilsek&#8230;&#8217;</strong></p>
<p>Yenibosna Cemevi hocalarından 64 yaşındaki Turan Kaya da cenazelerde önemli sorunlar yaşandığını belirtiyor: &#8220;Hoşgörüyle, yardımlaşarak cenaze törenlerimizi kaldırıyoruz. Devletten yardım alamadığımız için hizmetlerimizi tam olarak yerine getiremediğimiz zamanlar oluyor. Hizmetleri cenaze sahipleriyle birlikte karşılıyoruz. Masrafı karşılayamayan olursa yine yardımlaşarak karşılamaya çalışıyoruz.&#8221;<br />
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi Bilim Kurulu üyesi İsmail Pehlivan, ilginç bir anekdot aktarıyor:</p>
<p>&#8220;Alevi köylerinde cami yapılması gibi bir durum var. Adana&#8217;daki bir köyde cenaze işlerini sürdüren Alevi hoca Hakk&#8217;a yürümüş. Bu işi yapacak kimse kalmamış. Muhtar da gidip müftülükten hoca istemiş. Müftülük &#8216;Sizde cami yok, hoca gönderemeyiz&#8217; demiş.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Düğünlerde pek fark kalmadı</strong></p>
<p>Günlük yaşamın vazgeçilmez ritüelleri, düğün, kına, cenaze, sünnet&#8230; Köy ortamında geleneklere uygun yürütülen bu törenler, şehirlerde zaman içinde kabuk değiştirdi. Birlikte yaşam, törenleri aynılaştırdı.<br />
Aleviler, düğün ve kına gecelerinde yöresel birtakım âdetleri hâlâ devam ettirdiklerini ancak özellikle gençlerin gelenekleri sürdürmeyi talep etmemesi nedeniyle törenlerin giderek birbirine benzediğini söylüyor. Bundan büyük bir rahatsızlık da duyulmuyor. Alevi ailelerde &#8216;dede nikâhı&#8217; önemini koruyor. Ancak zorunlu değil.<br />
İsmail Pehlivan şu bilgiyi veriyor: &#8220;Alevi-Sünni evliliği konusunda Anadolu çok temkinli.<br />
Alevinin Aleviyle evlenmesi ilk koşul, kentteki aile için de böyle. Ancak, kentteki gençler açısından durum böyle değil.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Sünnette dua yeterli</strong></p>
<p>Sünnet törenlerinde de çocuk eve getirildikten sonra ailesi Alevi hocası çağırarak dua okutuyor, lokma veriyor. Kirvelik Alevilikte de çok önemli. Kirve ailelerin çocukları ve torunları birbirleriyle evlenemiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Alevi-Bektaşi terimleri</strong><br />
<strong>TALİP</strong><br />
1) Tarikata, yola girmek isteyen, Bektaşi-Alevi olmak isteyen kimse.<br />
2) Bu amaçla ikrar ayinine alınan kimse.<br />
Talip ikrarı vermek: İkrar ayininden geçerek yola girmek.<br />
<strong>İKRAR</strong><br />
Tarikata, yola girmek için verilen söz.<br />
<em>İkrar almak:</em> Mürşidin, dedenin, tarikata, yola giren canın verdiği sözü, yaptığı açıklamayı dinlemesi.<br />
<em>İkrardan dönmek:</em> Tarikata, yola girerken verdiği sözden vazgeçmek; ikrarını inkâr etmek; ikrarından dönerek en büyük suçu işlemek.<br />
<strong>NEFES</strong><br />
1) Alevi-Bektaşi şairlerin törenlerde, meclislerde ezgiyle okunan, tarikat, yol inançları ve bu inançlarla ilgili olayların anlatıldığı koşma biçimindeki şiirlerine verine ad.<br />
2) Bu şiirler üzerine bestelenen ve ezgi yalınlığı bakımından halk türkülerine yaklaşan ilahi.<br />
3) Mürşidin, gönülleri ferahlandıran manevi gücü.<br />
4) Cemlerde, kutsal sayılan insan benliğine, kişiliğine<br />
yönelik sözlere verilen ad.<br />
NOT: Esat Korkmaz&#8217;ın Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü&#8217;nden alınmıştır.</p>
<p>                                                    </p>
<p>Cem Vakfı, Alevi-Bektaşiler için bir süredir dedelik ve babalık kursları veriyor. Onlarca dede ve baba adayı &#8216;ocaklarının son umudu&#8217; olabilmek için eğitim görüyor.<br />
Tunceli kökenli &#8216;Kureyşan&#8217; Ocağın&#8217;dan Hakan Erdem de bunlardan biri. Henüz 18 yaşındaki Erdem, Sivas ve Erzincan&#8217;a yayılan ocakta bir önceki dede Murtaza Erdem&#8217;den el alıp posta oturmuş. Şu an bir tekstil atölyesinde işçi. Erdem, ailesinde dedesinden sonra dedelik yapacak kimse olmadığı için bu görevi üstlenmiş:<br />
&#8220;Şu an yetkiler bende. Dedemin gidemediği yerlere gidiyorum. Taliplerimin çoğu Tunceli&#8217;de. Ama sayılarını bilmiyorum. Arkadaşlarımın çoğu Alevi olduğumu biliyor. Onların bana sorduğu soruları, biliyorsam yanıtlıyorum, bilmiyorsam, yanıtı öğrenip söylüyorum. Erken yaşta dede olmaktan mutluyum. Ne de olsa ağaç yaşken eğilir. Bu mesuliyeti almak gerekiyordu. Yoksa ocağımızı ayakta tutacak kimse kalmamıştı.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Bitmeyen sorular</strong></p>
<p>Alibey Gözgöz 24 yaşında. Tokatlı &#8216;Keçeci Baba-Ahi Mahmut Deli Ocağı&#8217;nın son dedesi altı yıl önce ölünce sıra Alibey Gözgöz&#8217;e gelmiş. Amacı, Tokat ve Amasya&#8217;ya yayılan talipleri toparlamak:</p>
<p>&#8220;Dedemiz kalmadı. Baktım olacak gibi değil, bu hizmeti ben üstlendim. Kimi arkadaşlarım garipsiyor. En büyük amacım, talipleri bir cemde toplamak.&#8221;<br />
Gözgöz, tekstil atölyesinde çalışıyor. İşyerinde sık sık, &#8216;Niye oruç tutmuyorsun&#8217; sorusuna maruz kalmaktan mustarip bir dede&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Yeni kuşak</strong></p>
<p>Ali Yüce; yaşlı, sakallı, kasketli Alevi dedelerinin aksine genç, tıraşlı ve takım elbiseli. 32 yaşında, ama olgun dedeler safında. Ordulu &#8216;Sarı Saltuk Ocağı&#8217;nın dedelik postuna oturduğu dört yıldan beri binlerce talibi için hizmet veriyor. Yüce, &#8216;insanı kâmil&#8217; diye nitelediği dedeliğin, İslam&#8217;ın ruhu olduğunu kaydediyor:<br />
&#8220;Dedelik manevi bir yol. Hazreti Muhammed&#8217;in soyundan gelen seyyidliğin devamı. Soydan kasıt, kan bağından ziyade, İslam&#8217;ın gerçek ruhu. Bu ruh kuşaktan kuşağa seyyidler vasıtasıyla getirilmiş. İnsanlar da Hazreti Muhammet&#8217;e verdikleri ikrarı yaşatmış. Bir dedenin öğrettiği, insanın önce kendi vicdanını temizlemesidir.&#8221;<br />
Köyden kente göçün otoriteyi bir ölçüde sarstığını ama her şeye rağmen dedeliğin etkisini sürdürdüğünü belirten Yüce, şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Dedeliğin zahiri (görünen, dünyevi) ve batıni (görünmeyen, içsel) hizmetleri var. Örneğin, bir eliyle zenginden aldığını diğeriyle yoksula verir, ekonomik yaşamı düzenler. Karıkocayı barıştırır, aile yaşamını düzenler. Hatta 50&#8242;lere dek Alevilerin yargıya intikal etmiş dosyası yoktu. Kendi içsel hukuku ile çözülüyordu bu. Göçten sonra dede talibine, talip dedesine ulaşamadı. Hakkını alamayan bir toplum var ortada. Şehirlerde gerektiği gibi sosyal hayatını yaşamıyor. Hâlâ cemevleri ibadethane sayılmıyor. Buna rağmen Türkiye&#8217;nin her yerindeki dedelerle görüşüyoruz. Eskiden olduğu gibi yeniden hizmeti ve tasavvuf ruhunu oturtmaya çalışıyoruz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz<br />
(Radikal gazetesi, 30.1.2006)</p>
<p>Buket Özcan (27): &#8220;Sivaslıyım. Fakülte mezunuyum. Lise yıllarım, Güner Ümit olayının patladığı yıllara denk geliyor. O dönemde bir arkadaşım, &#8216;Bir Alevi ile arkadaş olmam&#8217; demişti. Alevi olduğumu ancak iki ay sonra söyleyebilmiştim ve benimle küsmüştü. O tarihten sonra Zülfikâr kolyesi takmaya başladım. Üniversite sırasında bir Sünni ile yakınlaştım, 4.5 yıl birlikte olduk, 1.5 yıl nişanlı kaldık. Ailesi demokrattı, bizimkiler biraz karşı çıkmışlardı. Sonra bazı özel sebeplerden ötürü ayrıldık. Ancak bir Alevi ile evlenebilirim.</p>
<p>Çetin İmeca (19): Ortaokul mezunuyum. Mobilya işiyle uğraşıyorum. Tunceliliyim, Adana&#8217;da doğdum büyüdüm. Okulda zorla namaz kıldırıyordı. Ben kılmayı reddedince cezalı olarak okul dağıldıktan sonra sınıfta bekletilirdim. Önceleri işyerinde Alevilikle ilgili soru sorulduğunda cevap veremez, ezilirdim. Şimdi memleketim sorulunca &#8216;Tunceli&#8217; diyorum. Alevi olduğumu anlasınlar. Bizim de bu ülkede olduğumuzu bilsinler.</p>
<p>Nuray Aydoğdu (20): Lise mezunuyum. Üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Önceden aşırı dincilerin yoğun olarak yaşadığı bir semtte oturuyorduk. Kimliğimi saklıyordum. Anneme Aleviliği soruyordum. Korkarak &#8216;Aman kızım sus&#8217; diyordu. Aleviler olarak çok ezildik, asimile edildik. Cemevinde semah ekibine katıldım. Semahtan sonra eve gidince babaannem ağlıyor, elimi öpüyor. Çok mutlular.&#8221;</p>
<p>B. Ç. (16): Liseliyim. Alevilik ve ders arasında yaşanan çatışmayı çözmüş değilim. Hâlâ Alevilik okullarda rahatça kullanılan bir kelime değil. Okulda &#8216;Namaz kılın&#8217; diyorlar, kılıyoruz. Not almak için mecburen yapıyoruz. Okullarda Hıristiyanlık anlatılıyorsa, Alevilik de anlatılsın.</p>
<p>D. K. (16): Liseye gidiyorum. Ben namazın ne olduğunu, nasıl kılındığını biliyorum, ama yapmak istemiyorum. Dedem, &#8216;Aleviler kadına çok değer verir&#8217; demişti. Bu beni etkiledi. Kadın ve erkek eşit.<br />
Ercan Yüksel (27): Erzincanlıyım. İlkokul bitirdim. Köyde Alevilikle ilgili fazla bir şey yaşamıyorduk. Dedeler geliyor, yılda bir cem oluyordu. Detaylı biliyorduk. Ben kültürümüzü İstanbul&#8217;a gelince öğrendim. Bu kadar yoğun bir kültürümüz olduğunu bilmiyordum.&#8221;</p>
<p>Serpil Geçmen (21): Üniversite öğrencisiyim. Alevilerin fazla horlandığı dönemlerde durumun çok da farkında değildim. Aile büyüklerinden öğrendiklerim bir zamanlar ne kadar acı çektiklerini anlamama yardımcı oluyor. Bugün onların yaşadıklarını yaşamıyoruz, en azından benim çevremde böyle. İki çağdaş insan anlaşabildiği ve birbirlerinin kimliklerine saygı duydukları sürece evlenebilir de. Şehirde müsahiplik türü toplumsal ilişki ve ritüelleri yürütmek zor.<br />
Emrah Dalkaya (25): Üniversiteliyim. Arkadaşlıklarımda sıkıntı çekmiyorum. Alevi olduğumu biliyorlar. Bazı komşularımız Aleviliğini gizlerdi. Bugün TV kanalları var. İnsanlar kendini daha rahat ifade ediyor. Sünniler de bizi tanıyor artık. Ben aşkın her şeyin üstünde olduğuna inanırım, dinlerin hatta yaşamın bile üstünde. Ama bir gerçek var ki, kültürel bakımdan kendini geliştirememiş cahil insanlar her yerde yanlış hareketler yapabilir. Zaman zaman cemlere katılıyorum. Biz biraz yabancılaştık kültürümüze. Ailem Alevi kanallarını izler.</p>
<p>Sibel Atik (25): Gazeteciyim. Alevi kimliğim yüzünden çok sıkıntı yaşadığımı söyleyemem. İnsan sevgisine, hümanizme dayanan Aleviliğe, günümüzde daha ılımlı yaklaşıldığını söylemek mümkün. Okul sıralarındayken, yani bundan 13 yıl öncesine kadar Alevi olduğumu her ortamda söyleyemezdim. Ortaokul dönemimde din kültürü ve ahlak bilgisi dersindeydik. Dersin öğretmeni sınıfın tümüne seslenerek, &#8220;Aranızda Müslüman olmayan ya da Alevi olan var mı?&#8221; demişti. Aramızda Hıristiyan bir arkadaş vardı. Ayağa kalkarak Hıristiyan olduğunu söylemişti. Bu beni çok sinirlendirmiş ve üzmüştü. Hıristiyan olan bunu rahatlıkla ifade edebildi, peki ben neden Alevi olduğumu söyleyemedim? Bunlar benim kırılma noktam oldu. Artık alevi olduğumu dile getirmem gerektiğini düşündüm. O zamandan beri de söylerken çekinmiyorum. Hatta insan sevgisinin bir hayli yüksek olduğu bu inanç ortamında büyüdüğüm için çok memnunum. Ağabeyimin musahibi var. Yakında sevgilimin de olacak. Cem TV&#8217;de, her perşembe günleri farklı bir cemevinde yapılan cem töreni vardır. Annem onu izler ve lokma yapar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sorun okulla başlıyor</strong></p>
<p>Kentlerdeki Alevi gençleri, özellikle üniversite öncesi okul yıllarında önemli sorunlarla karşılaştığını söylüyor. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, bu anlatımları doğruluyor. Özel&#8217;in verdiği bilgiler şöyle:<br />
Bir Alevinin gündelik yaşamdaki sorunu, okula adımını attığı anda başlar. Alevi anne-babadan doğan çocuk, Tanrı&#8217;yı yeryüzüne indiren ebeveynlerinden aldığı kültürü, zorunlu din derslerinde terk etmeye zorlanır. Din derslerinde ona, Sünnilikte mutlaklaştırılan bir Tanrı anlatılır. Bilmediği ve anlamadığı bir dilde dua etmeye itilir. Camide, namaz kılmak, ibadet yapmak zorunda olduğu inancı verilir. Anne-babası, o caminin kapısından girmemiştir bile. Sadece iman etmesi istenir ve Alevilikte var olan sorgulayıcı, tartışmacı aklı bitirilmeye çalışılır.<br />
Bir Sünni gibi düşünmeye zorlanan çocukla, ailesi arasına düşmanlık tohumları ekilir. Çocuk eğer, asimile politikasına direnirse ya da ailesi karşı çıkarsa bu kez öğretmenleri ve arkadaşlarıyla çatışır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kitle iletişiminde Sünni söylem</strong></p>
<p>Askeri bir okulda okumak istiyorsa, sicilindeki Alevi ibaresinin yükünü meslek yaşamı boyunca taşımak durumunda kalabilir. Kamuda iş bulabilmesi için Aleviliğini özenle gizlemesi, başladığında da ramazan ayında yemek yememesi, çay içmemesi ya da ihtiyaçlarını gizli gizli karşılaması gerekiyor. Televizyonlarda, radyolarda Sünni söylemin inançlarını aşağılamasını, cemevleri hakkında &#8216;İbadet yeri değildir, cemevleri cümbüş yeridir&#8217; şeklindeki hakaretamiz değerlendirmelere katlanmak durumundadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>KÜÇÜK SÖZLÜK</strong></p>
<p><strong>MUSAHİP</strong><br />
Arapça, &#8216;arkadaşlık eden, sohbeti güzel olan&#8217; demek. Alevilikte, ikrar verecek, nasip alacak erkek ve kadının (karı-koca) seçtiği kefil anlamında eş; yol arkadaşı, yol kardeşi.<br />
Musahip ikrarı vermek: Musahip ceminde ikrar vererek musahipli olmak.<br />
Musahiplik denildiğinde, ikrar vermiş, evli iki kişinin eşleri ile birlikte, Hakk&#8217;a yürüyünceye kadar kardeş kalacaklarına, birbirilerini koruyup kollayacaklarına, birlik ve beraberlik içinde yaşayacaklarına, dedenin ve cem topluluğunun önünde söz vermeleri biçiminde gerçekleştirilen bir törenle kurulan &#8216;toplumsal bir akrabalık&#8217; kurumu anlaşılır. Alevilikte musahip çok önemlidir. İki canın yaşam boyu sürecek kardeşliği olan musahipliğin Hz. Muhammet ile Hz. Ali&#8217;den kaldığına inanılır.<br />
<em>(Esat Korkmaz&#8217;ın Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü&#8217;nden alındı.)</em></p>
<p> </p>
<p align="center"> </p>
<p><strong>Okurdan Radikal&#8217;e gelenler</strong></p>
<p><strong>&#8216;Birleşmiş Milletler gibi evlilik&#8217;</strong></p>
<p>Alevi bir ana-babanın çocuğuyum. Tüm çocukluğum babamın yoğun Alevilik öğretileri ve asla karşısına Sünni bir damat çıkarmamamız telkiniyle (baskı mı demek lazım?) geçti. İnsanları Alevi-Sünni diye ayırmamak gerektiğini küçük yaşlarda anlamama ve ana-babama anlatmaya çalışmama karşın, okul hayatında zorlukları gördüm. Ortaokulda din dersi seçmeleydi, seçmedim. Lisede ders zorunlu oldu ve din öğretmeninin, &#8220;Alevi var mı?&#8221; sorusuna gururla &#8216;Aleviyim&#8217; dememin üzerine din derslerini bütünlemede vermek zorunda kalmak beni çok üzmüştü. Bugün vardığım nokta Aleviliğin bir kültürel varoluş olduğudur. Alevilik bir kültürdür, temeli insan hakları, demokrasi ve özgürlüğe dayanan hoşgörünün ve insan sevgisinin sonsuz olduğu bir yaşam biçmidir ve Türkiye&#8217;nin sahip olduğu önemli değerlerdendir. Gençliğimde babama, &#8220;Sana inat bir Sünniyle evleneceğim&#8221; sözümü tuttum ve hem Sünni hem Kürt olan eşimle evlendim. Şu an, &#8216;Evliliğimiz Birleşmiş Milletler gibi&#8217; esprisiyle huzur içinde sürüyor. 10 yılda tek bir gün bile inanç ve kökenlerimizle ilgili en ufak bir söz, ima ya da tavırla karşılaşmadım, eşimi de karşılaştırmadım. İnandığınız şey demokrasiyse önce evinizde uygulamalısınız. Altı yaşındaki oğlumuz büyüdüğünde inancını kendisi seçecektir&#8230; (Adı bizde saklı)</p>
<p><strong>Can sıkıcı bir soru</strong></p>
<p>Sessizlerin sesi olmaya çalışan herkese saygılarımla başlıyorum yazıma. Lise üç öğrencisiyim. Hiç ramazanın gelmesini istemem. Sebebi, &#8216;Neden oruç tutmuyorsun&#8217; sorusu. Tek istediğim, gösterdiğim saygıyı görebilmek. Bu çok mu zor? (Adı bizde saklı)</p>
<p><strong>Asıl mesele ekonomik savaş</strong></p>
<p>Alevilik konusunda yazmanız, önyargıları ortadan kaldırma açısından çok iyi bir iş. Fakat &#8216;Alevisin dediler işten çıkardılar&#8217; gibi bir başlık koyarak istisnai olabilecek bir olayı ön plana çıkarmanız, Alevileri Sünnilere karşı önyargılı olmaya ve kin beslemeye teşvik edebilir.<br />
İşyerimde, çevremde çok Alevi arkadaşım, komşum var. En iyi arkadaşım Alevi ve Kürtçe bilen birisi. Patronum Alevi. Bu yaşıma kadar (28) ayrımcılık görmedim. Zaten ekonomik savaş ortamında kimsenin konuyu böyle abartılı düşündüğünü sanmıyorum.<br />
Bir de: Bu konuda yazanlar sanki Sünnilerin camiye gidip namaz kılmaktan alnı yarılmış, Alevilerin semah dönmekten başı dönüyomuş gibi bir duyguyla yazıyor. Ben iki yıldır camiye gitmedim. İnsanların bunlar pek umurunda değil ve olmamalı.<br />
<em>Ayhan Kadir Dağcı</em></p>
<p align="center"> </p>
<p>İslam tarihinin en büyük trajedisi kabul edilen Kerbela vakası, Aleviler için yüzyıllardır tekrarlanan bir acı demek. Hz. Muhammed&#8217;in torunu, Hz. Ali ile Hz. Fatma&#8217;nın oğlu Hz. Hüseyin&#8217;nin 10 Ekim 680&#8242;de (Hicri takvimle 10 Muharrem 61) Kerbela&#8217;da 72 kişiyle birlikte Yezid&#8217;in ordusu tarafından katledilmesi, Aleviler tarafından her muharremde tutulan yasla yâd edilir.</p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;ndan 20 gün sonra, bu yıl da bugün başlayan matem orucu süresince düğün ve sünnet de dahil olmak üzere, hiçbir biçimde eğlence yapılmaz, et yenmez. Erkekler tıraş olmaz, kadın-erkek hiç kimse süslenmez, banyo yapılmaz.<br />
Matem orucu gece yarısı başlar, sonraki gün güneş batana kadar sürer. Oruç süresince et yenilmez, su içilmez.<br />
Matem orucunun son günü güneş doğduktan sonra aşure pişirilir.<br />
Bugünden itibaren 12 gün boyunca cemevlerinde &#8216;matem cem&#8217;leri düzenlenecek, 12 imamlar ve Kerbela olayı yad edilecek.</p>
<p> </p>
<p>Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz<br />
(Radikal gazetesi, 31.1.2006)</p>
<p>Emekli astsubay Rıza Adıgüzel Tokatlı.</p>
<p>Adıgüzel &#8216;Alevi-Sünni&#8217; ayrımıyla ortaokulda, birçok örnekte görüldüğü gibi, okulda, din dersleriyle tanışmış: &#8220;Sınıfta Alevi üç kişi vardı. Din dersi hocası geldiğinde, &#8216;Kızılbaşlar dışarı&#8217; diyordu. O dönem din dersi seçmeliydi. 1977&#8242;te askeri okula gittiğimde ise din ve ahlak dersi mecburiydi. Hiç din dersi almamıştım. Başka bir dezavantajım daha vardı. Adımın &#8216;Rıza&#8217; oluşu. On yıl asker olarak görev yaptım. Bu on yılda 15 sürgün ve tayin yedim, ezildim, horlandım. &#8216;Rıza&#8217; dediğimde bakışlar değişiyordu. Bu baskıyı mesleğimde başarı olarak yendim. 10 yılın sonunda orta kulak sorunu nedeniyle malulen emekli oldum. Şimdi askerde Alevilere karşı böyle bir bakış açısı artık yok. Ancak o zamanlar vardı.&#8221;<br />
Adıgüzel, gördüğü baskıları çocukları çekmesin diye çalışmaya koyulmuş, 1990&#8242;dan beri Turhal Kültür ve Dayanışma Derneği&#8217;nin başkanı: &#8220;Aleviliği tanıtmak konusunda elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz. Yurtdışına gidiyoruz. Üç çocuğum var. Büyük kızım Boğaziçi, diğeri Anadolu Üniversitesi&#8217;nde. Küçüğü ile Anadolu lisesine gidiyor. Onlar da zaman zaman sorun yaşayabiliyor. Örneğin, küçük kızım, derste duayı okuyamayınca öğretmeni &#8216;Kızılbaş&#8217; diye bağırıp hakaret etmiş, Ağlayarak geldi. Öğretmeni şikâyet ettik, ceza aldı.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8220;Sünnetli misin?&#8221;</strong></p>
<p>İsmail Eken 31 yaşında bir doktor. Sivaslı. Aile hekimliği uzmanlığını kazanan Eken, Okmeydanı Hastanesi&#8217;nde çalışıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu. Eker de ayrımcılıkla okulda tanışmış:<br />
&#8220;Ailede, &#8216;Sen Alevisin, karşıdaki de Sünni&#8217; türü bir yönlendirme yoktu. 1988&#8242;de Kabataş Erkek Lisesi&#8217;ne başladım. İlk kez bir sohbet sırasında memleketlerimizden söz açılıncaAlevi-Sünni ayrımı yaşadım. Alevi olduğumu söyleyince, ilk tepki &#8216;Seninle konuşmuyoruz&#8217; oldu. Üniversitede de bu ayrımı gördüm. Ramazanda yemeğe iniyordum. Sohbet &#8216;Neden oruç tutmuyorsunuz&#8217; sorusundan başlayıp, &#8216;mum söndüye&#8217; geliyordu. Kimi ailesinden duymuş, kimi hocasından&#8230; Bir kız arkadaşım, &#8216;Sünnetli misin&#8217; diye sormuştu. Tıp fakültesinde okuyan, hiçbir ayrım yapmayacağına yemin eden insanlardan bu ayrımı görmüştüm. Meslek hayatımda, yani devlet kademesinde de sorunlar yaşadım. Ancak doktor olduğum için günlük yaşamda çözüm hızlı oluştu. Erzincan&#8217;da Kemaliye&#8217;de görev yapmıştım. Terörden ağzı yanmış insanlardı.<br />
Alevi olduğumu öğrendiler. İlk zamanlar &#8216;güvensizlik&#8217; ve &#8216;acabalar&#8217; vardı. Altı ay sonra beni tanıdılar, aynı sofrayı paylaştık. Muharremde oruç tutardım, beni iftara çağırırlardı, et yemediğim için onlar da yemezdi.&#8221;</p>
<p><em>Alevilik-Bektaşilik inancı Türkiye&#8217;nin dört yanına yayılmış olmasına rağmen Alevi-Bektaşiler ancak yakın zamanda seslerini yükseltip sorunlarının çözümü için kamuoyu oluşturmaya başlayabildi.</em></p>
<p> </p>
<p><strong>Ceme giden Sünni bir çift</strong></p>
<p>Necla Karaduman ve Ahmet Karaduman&#8217;la Yenibosna&#8217;da katıldıkları cemden çıkarken karşılaşıyoruz.<br />
Sözü önce Necla Karaduman alıyor: &#8220;Alevi çalışanlarım var. Konuşup tartışıyoruz. Tokat&#8217;ta Alevi komşularımız ibadetlerini gizli yapardı. Artık bu kalktı. Serbestçe ibadetlerini yapıyorlar. Öğrenmek için cem törenini izleme kararı verdim. Birlikte büyüdük, beraber ağladık, beraber yedik içtik. Kimse birbirinin dinine müdahale etmedi. Etmemeli de.&#8221;<br />
Ahmet Karaduman, törenden etkilendiğini belirtiyor: &#8220;İnanış farkı yok. Sadece ibadet farkı var. Saz bizde yok. Ama buraya gelince Alevileri daha farklı tanıdım. Her kelimelerinden &#8216;Allah&#8217; sözü çıkıyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Başarılı bir ortak dernek</strong></p>
<p>Doğanşehirli Alevi ve Sünniler, hiçbir önyargıya kapılmadan 1984&#8242;te kurdukları dernekle hem Malatya&#8217;daki hem de kentlerdeki hemşerilerine hizmet veriyor</p>
<p>Malatya Doğanşehirliler Derneği, İstanbul&#8217;da sayısı 1500 civarında tahmin edilen Alevi örgütünden biri. Ancak kurum &#8217;sadece bir Alevi teşkilatı&#8217; değil; 1984&#8242;te Doğanşehirli Alevi ve Sünnilerce kurulmuş.<br />
İstanbul&#8217;daki 10 bine yakın Doğanşehirliyi temsil eden derneğin 11 kişilik yönetim kurulundan altısı Alevi, beşi Sünni. Derneğin 100 civarında aktif, 5 bin kadar da fahri üyesi var. Halen Bahçelievler, Avcılar, Bakırköy, Sarıyer ve Bostancı&#8217;ya yayılan Doğanşehirliler, memleketlerindeki mezhepsel uyumu, dernekleri bünyesinde İstanbul&#8217;da, Şirinevler&#8217;deki dernek binasında sürdürüyor.</p>
<p>Dernek başkanı 42 yaşındaki Ünal Günel, ticaretle uğraşıyor, &#8216;Alevi-Sünni uyumu&#8217; ailesinden başlıyor: Annesi bir Alevi, babası da bir Sünni. Günel, Doğanşehir&#8217;de Alevi Türkmen, Alevi Kürt, Sünni Türkmen ve Sünni Kürtlerin iç içe yaşadığını ve bu ahengin kente yansıdığını belirtiyor:</p>
<p>&#8220;Karaterzi Köyü&#8217;ne bu yıl okul açtırdık. Köyün nüfusu Alevi. Okulun yapımına en çok katkı koyan işadamımız ise Sünni. Sünni kökenlilerin bulunduğu Polat Köyü&#8217;ne de elbirliğiyle sağlık ocağı yapıldı. Yine Sünni kökenlilerin ağırlıklı olduğu ilçe merkezinde bir sağlık ocağının temelini attık.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Ermenilerle temas çabası!</strong></p>
<p>Günel, kimi hoşnutsuzluklar olsa da ortak yaşamın giderek güçlendiğini söylüyor ve şu örneği veriyor: &#8220;Cenazemiz camiden de kalksa, cemevinden de kalksa, yönetim kurulu daima hazır bulunuyor.&#8221; Ramazanda dernek lokali oruç tutmayanlar için gündüz de açık, hafta sonları da iftar yemeği veriliyor. Günel, kendi deyimiyle, farklılıkları kabul ederek yarattıkları derneklerine &#8216;tehcir&#8217; öncesi Doğanşehir&#8217;de yaşayan Ermenileri de üye yapmaya uğraşıyor:</p>
<p>&#8220;Şu an ABD&#8217;de, Fransa&#8217;da ve İstanbul&#8217;da yaşayan binlerce Ermeni hemşerimiz var. Çoğu ile aynı dili konuşuyor, aynı yemeği yapıyoruz. Aynı kültürün çocuklarıyız. Bir zamanlar bir aradaymışız. Şimdi onları yeniden aramızda görmek, onların da derneğimize üye olmasını istiyoruz. Bazı Ermeni hemşerilerimize ulaştık bile.&#8221;<br />
Günel, &#8216;Çok eski uygarlıkların beşiği&#8217; diye tarif ettiği Doğanşehir&#8217;in bu birlikteliği başardığını düşünüyor:<br />
&#8220;Artık o eski, hatalı tutumlar kalmadı. Ortak evlilikler yapılıyor, arkadaşlıklar, komşuluklar kuruluyor, gelişiyor. Bu, bizce çok olumlu&#8230;&#8221;</p>
<p>              </p>
<p><strong>KÜÇÜK SÖZLÜK</strong></p>
<p><strong>ER</strong></p>
<p>1) Edep ve erkâna saygılı, nefsine boyun eğmeyen kimse. 2) Gönül bilgisiyle donanmış, yücelme aşamalarından geçerek gerçekliğe ulaşmış tarikat, yol üyesi.<br />
Er kişi: Eğitim almış kimse.</p>
<p><strong>EREN</strong></p>
<p>Benliğinin geçici tutkularını yenerek olgunluk aşamasına varan, ermiş olan tarikat üyesi, yol eri kimse.<br />
Erenler abdesti: Bilgiyle yıkanma, yıkanarak bilgilenme ya da bilgiyle yıkama, yıkayarak bilgilendirme anlamında kulak abdesti. Erenler demi: Ceme katılanların uyguladığı erkân ve muhabbet. Erenler hakkı: Konuk ya da yoksullar için ayrılan yemek. Erenlerim: Dervişler arasında &#8217;sen&#8217; yerine kullanılan hitap sözü. Erenler Şahı: Hacı Bektaş Veli&#8217;ye verilen unvan.</p>
<p><strong>ERKÂN</strong></p>
<p>Ruhsal aşama bakımından üstün durumda bulunan tarikat yolcuları, yol erleri; tarikat, yol ileri gelenleri. Tarikat, yol ulularının koyduğu ve tarikatın, yolun yasası durumunda olan ilkeler, kurallar ve törenler bütünü.</p>
<p><em>(Esat Korkmaz&#8217;ın Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü&#8217;nden alındı.)</em></p>
<p> </p>
<p>                                                 </p>
<p> </p>
<p><strong>Okurdan Radikal&#8217;e gelenler</strong></p>
<p><strong>Aleviliğin etkileri unutulmamalı</strong></p>
<p>Master tezimi Aleviler üzerine yazıyorum, o yüzden yazı dizinizi görmek beni çok mutlu etti. Yalnız Alevilerin Türk günlük yaşam kültürü üzerindeki etkisini gözden kaçırmamak gerekir. Alevilik bu topraklarda doğmamış olsa da, bu topraklarda bugünkü haline gelmiş ve hem etkilenmiş, hem de etkilemiştir. Mesela, Alevi olmadığım halde adım Eren. Ailem Sünni ama, dindar değildir ve Bektaşiliği onore eder. Bu birçok Türk ailesinde görülmektedir.<br />
Aleviler özellikle kentlere göç ettikçe diğer inançlardan olanlar da Alevi kültürünü tanıma olanağı bulmuşlardır. Kuşkusuz Alevilerin baskı altında olduğunu kabul etmek gerekir, ama her Alevinin de son derece kapalı bir toplum yaşantısında olduğunu da düşünemeyiz. Daha çok Cumhuriyet dönemi modernizasyonunun etkisiyle, Sünni ve Alevi dindar olmayan kesim ortak ve modern bir İslam inancını benimsemektedir. Karşılıklı etkileşimden doğan bu akımın önemi çok büyüktür.<br />
<em>(Eren Ozalay, Master Of Arts in Euroculture Georg-August-Universitat Gottingen, Germany)</em></p>
<p>1970&#8242;lerden beri çok şey değişti<br />
Sünniyim, evlenmeyi düşündüğüm ve sevdiğim insan da Alevi, fakat biz bu durumu kesinlikle evlenmemizi engelleyecek bir durum olarak görmedik. Ne var ki her iki tarafın da bazı duyum ve yapılan olumsuz evlilikler neticesinde önyargıları oluşmuş durumda, aslında birbirinden pek de farklı olmayan yaşam tarzlarına sahibiz. İbadet noktasında da, ibadetin Allah ile kul arasında bir olgu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca Sünnilerce Aleviliğin bilinmemesi veya yanlış öğrenilmesi bu sorunların daha çok uzayıp gitmesine sebep olacağından, bu ve buna benzer aktivitelerin çok yararlı olacağını düşünüyorum. Size de ilginizden dolayı teşekkür ederim. 1970&#8242;lerden bu yana çok şey değişti ve daha çok şey değişecek&#8230;<br />
<em>(Cihan Emre Sabahat)</em></p>
<p>&#8216;Sorun bugün çıkmadı&#8217;<br />
Alevilerin karşılaştıkları sorunlar bugün çıkmadı. Yıllardan beri aynı sorunları yaşıyoruz. Adeta istenmeyen kesim olduk. İnançlarımızı kültürlerimizi özgürce yaşayamıyoruz. Üniversite öğrencisiyim. Alevi olduğumu lisede söyleyebildim. İlkokulda arkadaşlarım, öğretmenlerim Alevileri dinsiz olarak tanıtırdı. Lisede arkadaşlarım düşünen insanlardı, beni insanca karşıladılar, dışlamadılar. O zaman kendime güvenim geldi. Artık Alevi olduğumu rahatça söyleyebiliyorum. En yakın arkadaşlarım Sünni. Artık bunları aşmalıyız. Özgür eşitlikçi bir toplum olmalıyız. İstediğimiz tek şey inancımıza saygı&#8230;<br />
<em>(Selin Akbal)</em></p>
<p> </p>
<p>Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz</p>
<p> </p>
<p>(Radikal gazetesi, 1.2.2006)</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Okul hayatı, hemen hemen her Alevinin benliğinde derin izler bırakan ayrımcılık öykülerinin yoğunlaştığı yerlerin başında geliyor. Anlatılanlara bakılırsa, çocuğun nispeten korunaklı olan aile hayatından çıkarak toplumsallaşmaya ve bilgilenmeye başladığı yer olan okullar, bir Alevi çocuğu için aynı zamanda &#8216;farklı&#8217; olduğunu keşfettiği yer anlamına da geliyor. Ancak bu keşif hemen her zaman üzücü biçimde gerçekleşiyor.<br />
Öykülerin ezici çoğunluğu, özellikle din derslerinin hem içerik hem de uygulama olarak bu &#8216;farklılığı&#8217; olumsuz vurgularla ortaya çıkmasına yol açtığına işaret ediyor. Bu nedenle konuştuğumuz kişilerin bir kısmı derslerin kaldırılmasını, bir kısmı zorunlu olmaktan çıkarılmasını, bir kısmı da içeriğinin ve uygulamasının değiştirilmesini, Aleviliğin de gereği gibi anlatılmasını istiyor.</p>
<p>Yaşananlar, bazı ailelerin din derslerini yargıya taşımasına yol açmış durumda.  Dizinin bu bölümünde, dava için iki kişinin görüşlerini aktarıyoruz.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8220;Nar gibi kızardı&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;Benim dönemimde de din dersleri zorunluydu. Din öğretmeni yedinci sınıta iki sırayı birleştirip namaz kıldırmıştı. Beceremedim. &#8216;Dua bilmezsiniz, namaz bilmezsiniz siz nesiniz&#8217; diye bağırmıştı arkadaşlarımın arasında utançtan nar gibi kızardığımı hiç unutamam. Annem bize daima, &#8216;Alevi olduğunuzu, Tuncelili olduğunuzu sakın kimseye söylemeyin&#8217; diye telkinlerde bulunurdu. Annemle hastaneye gidişlerimizi sıra beklerken kadınlar arasında sohbet başlardı, &#8216;Bacım nerelisin&#8217; diye sorarlardı. Annem &#8216;Elazığlıyız&#8217; derdi. Elazığ&#8217;da Alevi-Sünni karışık olduğundan Alevi olduğumuz anlaşılmasın diye söylediğini ben çok sonraları anladım. Bir Alevi öğretmenimin başımı okşamasını, yalnız olmadığımı söylemesini de asla unutamam&#8230;&#8221;<br />
Küçüklükten beri yaşadıklarını yukarıdaki sözlerle anlatıyor Hatice Köse ve kendi deyimiyle &#8216;benliğine kazınanların&#8217; kendisini duyarlı hale getirdiğini dile getiriyor.<br />
Alevi gençleri için okullarda Sünni İslam anlayışını temel alarak verilen ve zorunlu tutulan &#8216;din kültür ve ahlak bilgisi&#8217; dersinin yarattığı etkiler çoğunlukla benzer biçimde dile getiriliyor ve en büyük sorunlardan biri olarak görülüyor.</p>
<p> <br />
<strong>Sıkıntıdan hukuki itiraza</strong></p>
<p>Kapı komşusundan Alevi olduğunu saklayan ailesinden aldığı bilgilerle, okulda öğretilenler tamamen farklıydı. Buna karşı çıkmak &#8216;fişlenmek&#8217; demekti. Büyük şehirlerdeki yaşam, bu &#8216;baskı&#8217;nın da sorgulanması ve reddedilmesi anlamına geliyordu. Anne babalar buna karşı çıkmakla kalmadı, konuyu mahkemelere taşıdı. Hatice Köse, oğlunun &#8216;zorunlu din derslerinden muaf olması&#8217; için dava açan ilk kişi.</p>
<p><strong>Köse anlatmaya devam ediyor:</strong></p>
<p>&#8220;Oğlum altıncı sınıfa başladı. Din dersinde işledikleri konuları gelip anlatıyordu. &#8216;Anne biz gâvur muyuz? Niye namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz&#8217; diye sorular soruyordu. Binlerce Alevi çocuğu okuyor okullarda ve inançları istismara, asimilasyonauğruyor. Ancak yine de ben aslında dava açmayı düşünmemiştim. Ta ki ramazan ayı gelip de din hocası her Müslümanın oruç tutması gerektiğini anlatıp onları oruca ikna edinceye kadar. Oğlum sınıftaki herkesin oruç tutacağını onun için oruç tutacağını söyledi. Ona Alevi olduğumuzu ve inancımızda ramazan orucu olmadığını anlattım ikna oldu. 2004-2005 eğitim yılında yine ramazan orucu dönemi geldi. Din hocası oruç konusunda yine çocukları telkinlerde bulunmuştu. Oğlum oruç tutacağını, sınıfta hemen hemen herkesin oruçlu olacağını ve yemekhaneye inince arkadaşlarının kendisiyle dalga geçeceklerini söyledi. Bu benim için son damla oldu.&#8221;</p>
<p> <br />
<strong>Talep uygun görülmedi</strong></p>
<p>&#8220;Yıllar önce benim yaşadıklarımı oğlum da yaşıyordu. Anadolu Alevi Bektaşi inancıma sahip çıkarak, çocuğuma bunları yaşatmama, Anayasa&#8217;nın ve uluslararası hukukun bana verdiği haklarımızı almak için hukuk mücadelesi kararı verdik. 16 Şubat 2005&#8242;te valiliğe oğlumun zorunlu din derslerinden muaf tutulması için dilekçeyle başvuruda bulundum. Martta talebimizin uygun görülmediği yanıtı geldi. Mayısta da idare mahkemesine dava açtık.&#8221;</p>
<p> <br />
<strong>&#8220;Resim ve müzik 1 olur mu?&#8221;</strong></p>
<p>Öykünün devamı ise daha da sarsıcı, söz yine Hatice Köse&#8217;nin:<br />
&#8220;Resim ve müzik dersi &#8216;bir&#8217; olan kaç öğrenciye rastladınız? Oğlum şu an sekizinci sınıf öğrencisi bugüne kadar 5 olan bu dersler bu yıl 1 geldi. Baskıyı bazen de böyle hissedersiniz. Anadolu Alevi Bektaşi inancı hoşgörü ve sevgi temalarıyla işlenmiştir, başkalarının inançları bizim için kendi inancımız kadar kutsaldır. Kendi inacımızada aynı hoşgörüyü, insani bakışı talep etmenin hakkımız olduğunu düşünüyorum. &#8221;</p>
<p>Davalardan birini de Çengelköy&#8217;de yaşayan Ali Kenanoğlu açtı. Hubyar Sultan Ocağı&#8217;na bağlı, üniversite mezunu bir &#8216;dede adayı&#8217; olan Kenanoğlu, 12 Haziran 2005&#8242;te İl Milli Eğitim Müdürlüğü&#8217;ne başvurarak, dördüncü sınıfta okuyan oğlunun &#8216;zorunlu din dersi almasını istemediğini&#8217; belirtti. Bu başvuruya yanıt verilmeyince o da mahkemeye başvurdu.</p>
<p>Dilekçede şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>&#8220;Oğlum, iradem dışında zorunlu olarak dini eğitime tabi tutulmakta, davayı kazansam dahi ülkemizde mahkemelerin iş yoğunluğu nedeniyle davayların uzun sürmesi sebebiyle istediğim amaca ulaşmam ortadan kalkacak ve oğlum eğitim süresince zorunlu olarak dini eğitim almış olacaktır. Bu uygulamanın oğlumda yaratacağı sorunları sonradan ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır. Mağduruyitemizin giderilmesi için yürütmeyi durdurma kararı verilmesini talep ediyoruz.&#8221;</p>
<p> <br />
Bir dava da AİHM&#8217;de<br />
Zorunlu din dersleriyle ilgili bir dava da AİHM&#8217;ye taşınmış durumda. İstanbul&#8217;da yaşayan H.Z., kızının &#8216;zorunlu din dersi&#8217; almaması için önce İstanbul Milli Eğitim&#8217;e başvurdu. Olumsuz yanıt gelince dava açıldı. Mahkeme, Anayasa&#8217;nın 24&#8242;üncü maddesine dayanarak davayı reddetti. Danıştay kararı onayladı. Türkiye&#8217;de iç hukuk yolları tükenince H.Z.&#8217;nin avukatı Kazım Genç dosyayı 2004&#8242;te AİHM&#8217;ye götürdü.</p>
<p>Aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı olan avukat Genç, &#8220;AİHM&#8217;ye dosyayla birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarını gönderdik. Mahkeme kitaplarda Alevilik&#8217;ten tek satır bahsedilmediğini saptadı. AİHM dosyayı karar vermek üzere incelemeye aldı&#8221; dedi. AİHM ya uygulamayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin inanç özgürlüğü ve eğitimle ilgili hükümlerine aykırı bularak bu aykırılığın giderilmesini isteyecek, ya da sözleşmeye uygun bulacak. AİHM&#8217;nin kararı Türkiye&#8217;de bu konuda açılmış davaları etkileyebilecek.</p>
<p> </p>
<p>                                                                    </p>
<p> </p>
<p><strong>&#8220;Sevdim, evlenemedim&#8221;</strong></p>
<p>Nevruz Gündüz: 32 yaşındayım. Evliydim, ayrıldım.<br />
Eşim Aleviydi yine de çok sorun yaşadık. Alevi-Sünnilik bence hiç önemli değil. Aileme bunu anlatmaya çalışıyorum. &#8216;Eşim Aleviydi, bakın ne oldu, önemli olan insanların anlaması&#8217; diyorum. Bütün arkadaşlarım Sünnidir. Çok iyi anlaşırım. Ancak ailelerde dedelerin baskıları var. Dedeler bu konuda sert davranabiliyor. Genç dedeler daha yumuşak davranmaya çalışıyor. Ama bence önleri fazla açık değil. Çok fazla soyutlanmamak için büyük dedelere uymaya çalışıyorlar.</p>
<p>Kevser Ağgül: Bilgisayar sektöründe çalışıyorum. 32 yaşındayım. Alevi olduğum için bir sorunla karşılaşmıyorum ama, geçmişte yaşananlar var, önyargılar var. Alevi-Sünni evliliğine karşı değilim. Ailemizde böyle evlilikler var. Önce kuzenim bir Sünniyle kaçıp evlendi. Aile büyükleri tepki gösterdi. Biz gençler olarak daha duyarlıydık. Sonra aileler sakinleşti. Sünni damatlarımız, gelinlerimiz oldu. Sorun yaşamıyoruz. Zaten insanlar birbirini tanıyınca ayrım ya da sorun kalmıyor. Sünni bir arkadaşım vardı. Aynı apartmanda oturuyorduk. Alevi olduğumuzu bilmiyordu. Bu konu hiç açılmamıştı. Ancak bir gün evdeki Hz. Ali resmini gördü. Şaşkınlıkla döndü ve &#8216;Alevi misiniz&#8217; diye sordu. Alevi olduğumuzu söyledim. O da &#8216;Ben Alevileri böyle bilmiyordum. Sizinle bizim aramızda fark yokmuş&#8217; dedi. Onlardan farklı olmadığımızı görmüş, önyargılarının esiri olmamıştı.</p>
<p>Erdal Çalış (28): Annem Sünni, babamsa Alevi. Anne tarafına yakın hissediyorum kendimi. Büyük çelişki yaşamadım. Alevilerin &#8220;Sünnilerden kız almayız&#8221; gibi tavırlarını sevmiyorum. Evli değilim. İleride kızım veya kız kardeşim seviyorsa gözüm kapalı Sünniye de, Aleviye de veririm. Bir ömür yaşayacak olan o.</p>
<p>Bülent Çevik (35): Serbest meslekle uğraşıyorum. Kız kardeşim bir Sünni ile evlenmek isterse karşı çıkmam. Bir zamanlar bir kız sevmiştim,<br />
Alevi olduğum için vermediler. Cemlere giderim, elimden geldiğince ibadet yaparım. Alevi televizyonlarını bir arkadaşımın evinde uydu yayını var, oraya gidip izliyorum.</p>
<p>&#8220;Gençler uzaklaşıyor&#8221;</p>
<p>Müslüm Olkan, Kartal&#8217;daki 187 üyeli Erzincan Yardere Köyü Derneği&#8217;nin başkanı, mühendis. Olkan şunları anlayor:<br />
&#8220;Çoğumuz burada fabrika işçisi. Birlikteliğimizi yitirmemek için toplandık. Derneğimizde kır gezileri ve piknik düzenleniyor, cenazelerimize sahip çıkıyolerin. Burada bir baskı ya da ayrımcılık gördüğümüzü söyleyemem. Kemah&#8217;ta etrafımız Sünni köylerle çevriliyken de rahattık. En büyük sorunumuz, gençlerimizin kültürlerinden uzaklaşması. Düğünlere, derneklere gençler de gelsin istiyoruz. Hatta ailelere bu konuda baskı yapıyoruz.&#8221;<br />
 </p>
<p> </p>
<p><strong>KÜÇÜK SÖZLÜK</strong></p>
<p><strong>GÖRGÜ</strong><br />
Görgüden geçmekle kazanılan deneyim. &#8216;Görgü ayini&#8217;ne görgü cemi deniliyor. Bu da, ikrar tazelemek, bu yolla tövbe etmek, ruhsal açıdan temizlenmek için yapılan cemi ifade ediyor. Görgü cemi genellikle musahipler, daha önce görülmüş olanlar ve görülmeye talip olanlar için yapılır. Her Alevi, yılda bir kez görgüden geçer; hal ve durumunun sorgulamasını yapar; ikrarını tazeler ve topluma hesap verir. Cemde şikâyet edilenle şikâyet eden, sonuçta birbirini razı etmek zorundadır. Kimse kimseyle küs, dargın ve kavgalı kalamaz.<br />
Görgüden geçen talipler, daha önce yaptıkları hataları tekrarlamamaya da söz verirler.</p>
<p><strong>GÖNÜL</strong><br />
1) İnsanın marifete erişme gücü. 2) &#8216;Tanrı evi&#8217; anlamında, Tanrı&#8217;nın tecelli ettiği, görünüş alanına çıktığı ve Tanrı ile ilgili bilgilerin geldiği yer; insanın, Tanrı yoluna açılan kapısı olarak algılanan ve kutsal sayılan iç varlığı.</p>
<p><strong>AŞK </strong><strong><br />
</strong>1) Tanrısal varlığı, içten gelen bir eğilimle sevme. 2) Tanrısal sevginin insanı bütünüyle egemenliği altına almasıyla belirmesi; sevenin sevilende kendini yok etmesi, sevenin yok yalnızca sevilenin var olması, sevenle sevilenin bir olması durumunu sağlayan sevginin son aşaması. Aşk-ı hakiki: İlahi aşk. Aşk-ı manevi: Tanrı aşkı. Aşk-ı mecazi: İnsanın insanı ya da diğer yaratıkları sevmesi.<br />
(Esat Korkmaz&#8217;ın Kaynak Yayınları&#8217;ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü&#8217;nden alındı.)</p>
<p> </p>
<p><strong>Okurdan Radikal&#8217;e gelenler </strong></p>
<p><strong>Bunları artık aşmalıyız</strong></p>
<p>22 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Eğitimim boyunca mezhebimi açıklamak zorunda kalmadım, üniversitede ise sınıfımızın mail grubuna gelen, &#8216;Aleviler sapıktır&#8217; mail&#8217;i üzerine birkaç kişinin bildiği gerçeği söyledim ve bir cevap mail&#8217;i yazdım. Konu sınıftaki Alevileri çok üzmüştü. Genel tepki, &#8220;Artık susmayacağız&#8221; şeklindeydi. Sünni baskın zihniyetten öğrencilerden selamını kesenler oldu ama cevaben yazdığımız mail&#8217;i destekleyen Sünni arkadaşlarımız da oldu.<br />
Benim buradan çıkardığım ders, kimliğimizin bilinmemesine üzülmek değil, 21.yüzyılda hem de mühendislik okuyan aklı başında öğrenciler tarafından bilinmemesine tepki gösterebilmekti.<br />
Bunları artık aşmalıyız ve böylece demokratikleşme mücadelesine köstek olmamalıyız. (Özgür Celbiş)</p>
<p><strong>Bir gün herkes bizden olabilmeli</strong></p>
<p>Sünniyim.Uzun süre karantina gerektiren bir durum için hastanede yattım.Yaşlı bir teyze vardı ve kendi kızları hastalığından dolayı korktukları için yardım etmiyor, ihmal ediyorlardı. Durumuna üzüldüğüm için elimden geldiğince ilgileniyor, şahsi temizliğine yardımcı oluyordum. Bir gün bir hastabakıcımız yaşlı teyzeye ben yardım ederken, &#8220;Bizden misin?&#8221; diye sordu. Şaşırmıştım.Teyze, &#8220;Elbette bizden, hem de bizden daha çok bizden&#8221; dedi. Düşüncem, Aleviler hep kendi içlerindeler, bizi fazla aralarına almıyorlar.Çalıştığım işyerinde de çok arkadaşım var ve gördüğüm birbirlerine aşırı bağlı olmaları, kollamaları. Sırf Alevi olmaları, birbirlerine bağlı olmaları için yeterli.Gene de değişimler de oluyor. Bir çok Sünni-Alevi evlenmesine şahit oluyorum. Umarım herkesin &#8216;bizden&#8217; olacağı günler yakındır. (Ayşe Yılmaz)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/10/gunluk-yasamda-aleviler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şanlı bir tarihin -renkli- balonları</title>
		<link>http://www.yazboz.org/2009/08/sanli-bir-tarihin-renkli-balonlari/</link>
		<comments>http://www.yazboz.org/2009/08/sanli-bir-tarihin-renkli-balonlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 09:04:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ters Açı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazboz.org/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Profesör İlber Ortaylı&#8217;ya göre, Osmanlı tarihiyle ilgili bir çok iddia, &#8216;yiğitliği korumak için&#8217; uydurulmuş &#8216;palavralar&#8217;. Örneğin Ulubatlı diye biri yok, Hezarfen de uçmamış&#8230;
Türk tarihine yönelik araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İlber Ortaylı, &#8216;yiğitliği korumak için&#8217; tarihi yalanlar ortaya atıldığına dikkat çekip, popüler Türk tarihinin menkıbe (efsane, destan) ve yalanlardan arındırılıp bilimsel bir temele dayandırılması gerektiğini söyledi.
Prof. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Profesör İlber Ortaylı&#8217;ya göre, Osmanlı tarihiyle ilgili bir çok iddia, &#8216;yiğitliği korumak için&#8217; uydurulmuş &#8216;palavralar&#8217;. Örneğin Ulubatlı diye biri yok, Hezarfen de uçmamış&#8230;</strong><br />
Türk tarihine yönelik araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İlber Ortaylı, &#8216;yiğitliği korumak için&#8217; tarihi yalanlar ortaya atıldığına dikkat çekip, popüler Türk tarihinin menkıbe (efsane, destan) ve yalanlardan arındırılıp bilimsel bir temele dayandırılması gerektiğini söyledi.<span id="more-179"></span></p>
<p>Prof. Ortaylı, &#8220;Her ülkenin gençlerine verdiği resmi bir tarih yorumu vardır. Bu kınanamaz. Ancak tarihsel olayları yanlış öğretemezsin. Buna hakkınız yoktur. Bunun için gençlerimize objektif tarih kitapları okutmalıyız&#8221; dedi.<br />
    Tarihi yalanların, o ülkenin insanlarını objektif değerlendirmeler karşısında daha da zor duruma düşüreceğini belirten Ortaylı, &#8220;Bir kral veya padişah pislikten öldü ise ölmüştür. Onu &#8216;kahramanca savaşarak öldü&#8217; diye anlatırsanız, bu yalanınızı bir gün yüzünüze vururlar. Bu gibi olumsuzluklar ancak doğru dürüst tarih kitapları yazarak önlenir&#8221; dedi.<br />
   <br />
    <strong>İşte tarihi palavralar</strong><br />
    Ortaylı&#8217;nın, Türk halkının yanlış bilgilendirildiği tarihsel olaylara yanıtları da tek tek şöyle:<br />
   </p>
<ul>
<li>Katerina &#8211; Baltacı Mehmet olayı: &#8220;Katerina&#8217;nın Baltacı Mehmet&#8217;in otağına gelip mücevherlerle kendini sunduğu söylenmektedir. Bu genelin hoşuna giden bir efsane. Oysa kayıtlarda böyle bir şey yok. Bir takım hocalar çocuklara bu tür rezaletleri anlatıyor. Böyle tarihçilik olmaz.&#8221;</li>
<li>Hezarfen Çelebi uçtu mu?: &#8220;Hezarfen&#8217;in Galata&#8217;dan uçuşu Evliya Çelebi&#8217;ye dayanan bir hikâyedir. Türk Hava Kurumu da bu olayı şişirdi. Tarihsel dokümanlarda böyle bir olay ve kişi yok.&#8221;</li>
<li>Ulubatlı Hasan var mıydı?: &#8220;Ulubatlı Hasan hikâyesini yazanlar, son devir Bizans &#8211; Osmanlı tarihçileridir. Sancağı diken biri var mutlaka. Ama bu Ulubatlı değil. Kayıtlarda Ulubatlı Hasan yok.&#8221;</li>
<li>Akdeniz Türk gölü müydü?: &#8220;Hayır. Akdeniz&#8217;de Sicilya ve Malta gibi çok önemli üsler var. Ayrıca &#8216;yedi adalar&#8217; dediğimiz İyon Adaları da elimizde değildi. Girit ve Malta varken, Akdeniz&#8217;den Türk Gölü diye bahsetmemiz zor.&#8221;</li>
<li>Fatih Sultan Mehmet&#8217;in annesi Sırp mıydı?: &#8220;Fatih&#8217;in annesi Türk&#8217;tür. Bir de Sırp analığı vardır.&#8221;</li>
<li>Fatih Ayasofya&#8217;ya atla girdi mi?: &#8220;Niye atla girsin? Koridor bölümüne törensel anlamda girmiş olabilir. Bizans imparatorları da bunu yapardı. Mabede atla girdiği doğru değildir. Haçlıların İstanbul&#8217;a yaptığı işgalle fetih, birbirine çok karıştırılıyor.&#8221;</li>
<li>Fatih Ayasofya&#8217;yı satın aldı mı?: &#8220;Yok öyle bir şey. Şehrin en büyük mabedi, fetih hakkıdır. Camiye çevrilir. Ayasofya, yeryüzünün en büyük, en parlak, en şöhretli mabediydi. Fatih, istese adını Fethiye Camii yapabilirdi, yapmadı.&#8221;</li>
<li>Bizans isminde devlet var mıydı?: &#8220;Bizans sonradan uydurma bir isimdir. Bizans, Doğu Roma da değildir. Bizans dedikleri Roma&#8217;nın ta kendisidir. Bazı tarihçiler, Avrupa&#8217;daki Roma &#8211; Germen İmparatorluğu&#8217;nu Roma olarak yorumluyor, öbürünü, Bizans diye bize iteleyip kakalamaya kalktılar.&#8221;</li>
<li>Hürrem Sultan sarayın hâkimi miydi?: &#8220;Hürrem, sarayın hâkimi değil. padişahın üzerinde ne derece etkisi var bilinmez. Şehzade Murat&#8217;ın katledilmesinde Hürrem&#8217;in ne katkısı var, Rüstem Paşa gelişmeleri ne derecede abartarak padişaha naklediyor, bunların tespiti çok zor.&#8221;</li>
<li>Piri Reis haritası var mı?: &#8220;Piri Reis&#8217;in haritasının kaybolan bir Colombus haritasının kopyası olduğu söyleniyor. Türkler, Amerika kıyılarına gitmedi. Colomb da oranın bir kıta olduğunu bilemedi ama bir harita çıkardı. Bahsedilen harita, bir Piri Reis çalışmasıdır ama, kaynağı hakkındaki tartışmalar teori halindedir. Bu konuda hiçbir şey diyemeyiz. Erich von Daniken de, bu haritayı uzaylıların yaptığını iddia ediyor.&#8221;</li>
<li>Depremde yıkılan Ayasofya&#8217;nın oturtulamayan kubbesi için Hz. Muhammed&#8217;in dualar okuyarak hazırladığı harcı gönderdiği ve onarımın böyle yapılabildiği söyleniyor, doğru mu?: &#8220;Bunu kimin uydurduğunu ben de bilmiyorum. Menkıbe.&#8221;</li>
<li>Çemberlitaş&#8217;ın altında kutsal emanetler yattığı söyleniyor?: &#8220;İnananı çok olan bir menkıbe.&#8221;</li>
<li>Süleymaniye&#8217;nin harcına Şah&#8217;ın mücevherleri karıldı mı?: &#8220;Bunlar yarı menkıbe şeyler.&#8221;</li>
</ul>
<p>haberi hazırlayan: Şenol Demirci<br />
kaynak: <a href="http://www.milliyet.com/2003/09/02/yasam/ayas.html">http://www.milliyet.com/2003/09/02/yasam/ayas.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazboz.org/2009/08/sanli-bir-tarihin-renkli-balonlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
