Biz Türkler, Bülent Ecevit gibi tarihe mal olan bir kişiliğimizi unutma lüksüne sahip değiliz
Bülent Ecevit 1957 yasama döneminden beri TBMM üyesiydi. 1961 döneminde genç bakanlardandı. Çalışma Bakanlığı döneminde hazırlanan kanunların mükemmelliğini iş hukukçusu arkadaşlarım söylerler.
Gerek o dönemde gerek Kıbrıs çıkarması sırasında ebedi muhalifi olan Coşkun Kırca gibi bir hukuk dehasıyla birlikte çalışmakta hiç tereddüt etmemiştir. Bu Tanzimat dönemi devlet adamlarında da görülen bir özelliktir. Bu niteliğin kendisinden sonraki devlet adamlarında da devamını isteriz.
Kitlelerin tanıdığı cesur, yer yer sert nutukları olan Bülent Ecevit’in yüz yüze iliÅŸkilerde son derece nazik olduÄŸunu gördüm. RahÅŸan Ecevit partide görevler yüklenmeden önce de her yerde eÅŸiyleydi ve görüştüğü kimseleri de eÅŸleriyle davet etmeye dikkat ederdi.
Unutmayalım, Türkiye’ye baÅŸbakanından köy muhtarına kadar “Sayın” diye hitap etme alışkanlığını getirmiÅŸtir. Mütevazı bir aydın adamın ev hayatını sürerdi, sonraki dönemlerin lüzumsuz israfına karşı bunun bir alternatif olduÄŸunu düşünüyorum.
Dürüst bir politikacıydı; yolsuzlukla savaÅŸ vermesi zaruri olan Türkiye’de bu özelliÄŸinin Ecevit’in en önemli mirası olduÄŸu açıktır. Biz Türkler, Bülent Ecevit gibi tarihe mal olan bir kiÅŸiliÄŸimizi unutma lüksüne sahip deÄŸiliz.
Çevresindeki kadro
1973 seçimlerinden önce Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin göze çarpan siyaset bilimcileri Deniz Baykal ve Ahmet Yücekök, Ecevit’in etrafındaydı. Tabii okulun ağır toplarından İdare Hukuku Profesörü Turan GüneÅŸ ve siyasi tarihçi Haluk Ülman.
Bu saydığım grup üniversite ve siyasetin iÅŸbirliÄŸi için yoÄŸun bir örnekti. Ve sonraki yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni birçok öğretim üyesinin gözünde siyasi kariyer yapmak için çekici bir kurum haline getirdi; gerçi hiç kimsenin bu dörtlü kadar etkin olduÄŸunu sanmıyorum.
Grubun üyeleri her gün öbür hocalarla tartışırdı; tartışmaktan kimse usanmadı. Ama bir nokta açıklık kazandı, Bülent Ecevit 1973 seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi’ni 1946-1950 Demokrat Parti’nin stratejisi ve konumuyla götürmek niyetindeydi. Bu şüphesiz isabetli bir yaklaşım olmuÅŸtur. Klasik CHP’nin sloganları ve belirsiz ekonomik programı terk ediliyordu. CHP 12 Mart rejimine duyulan tepkinin öncülüğünü, itiraf etmek gerekir ki, rakip Adalet Partisi’nin elinden almıştır.
Ecevit’in Türk siyasetinde tabuları yıktığı ve bazı olmazları olur hale getireceÄŸi görüldü. Nitekim seçimlerin sonucunda bugünkü seçim sistemi için mutlak iktidara götürecek rey aldı ama o gün için yetersiz oy oranıyla koalisyon ihtiyacı doÄŸdu. Mutlak iktidara alışmış AP’liler cumhurbaÅŸkanının seçiminde gösterdikleri ittifak anlayışını bu sefer esirgediler.
Af kanununun sonuçları
O günlerde ilk iÅŸaret Mümtaz Soysal’ın yazılarında verildi; CHP ve Ecevit cesurca bir atılım yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ikinci grup olarak giren Necmettin Erbakan’ın liderliÄŸindeki Milli Selamet Partisi ile koalisyon yapıldı. Bu koalisyon ilk anda tartışılan bir “af kanunu” çıkardı.
1970′ler boyu tırmanan terörün günahı bu kanuna atfedilmiÅŸtir. Ama kanunun tartışılmayacak iki olumlu sonucu da vardı. Birincisi Osmanlı hanedanının erkek üyeleri, bu 1974 affıyla memlekete dönebildi (Kadın üyeler 1952′den itibaren dönmüşlerdi). Ama ÅŸehzadelerin ve beyzadelerin birçoÄŸu için 50 yıllık ıstırap sona erdi. Hiç unutamadığım ve anlayamadığım bir olay, İhsan Sabri ÇaÄŸlayangil’in kulislerde bu kanuna karşı çıkmasıydı. Affın ikinci sonucu komünist tevfikatından dolayı pasaport alamayanlara pasaportlarının verilmesiydi. Bu olaydan sonra Müntekim Ökmen’in çevirdiÄŸi romanlardan ezberlediÄŸi Paris’e gidiÅŸini ve ÅŸehri karış karış geziÅŸini gördüm.
CHP-MSP koalisyonunun asıl önemli sonucu 1974 Temmuz’undaki Kıbrıs çıkarmasıydı. Bunu baÅŸka hiçbir hükümet yapamazdı. Bu çıkarmayı da bugün tartışıyorlar ama tartışılmayacak bir yönü, Kıbrıs çıkarmasının bu tarihten sonra dış politikamız ve savunma sistemimiz için tarihi bir dönüm noktası teÅŸkil etmesidir.
Dengeli bir ulusalcı söylem geliştirdi
Onu izleyen sıkıntılı yollarda Türkiye’nin direnci arttı, savunma sanayii geliÅŸti. Bülent Ecevit’in ikinci baÅŸbakanlık dönemi bu nedenle iktisadi sıkıntılar, yokluklar ve tırmanan terörle geçti. Ecevit’in hükümetine nokta koyan olaylardan biri de TÜSİAD’ın ünlü protesto mektubudur. 30 yıl sonra Ecevit de TÜSİAD da ortada duruyor. İsterseniz biraz daha bekleyelim; tarih kime rey verir? Özel giriÅŸimin politikalarında bu gibi gereksiz çıkışlara lüzum olmamalıdır.
Bülent Ecevit ile ÅŸahsen tanışmam 12 Eylül 1980 darbesinden ve onun Hamzakoy’daki zorunlu ikametinden sonraki inziva günlerinde oldu. Kendisine kitabımı yolladım ve telefonla aradım. Beni RahÅŸan hanımla birlikte davet ettiler.
Bu sıcak bir karşılamaydı; Ecevitler 1980 öncesi CHP’sinin yönetici kadroları ve milletvekilleriyle hemen hemen iliÅŸkilerini koparmışlardı. Bülent beyin yepyeni bir strateji izleyeceÄŸi kesindi. Bana “Bizim seçmenimiz MHP seçmenidir” dedi. Gerçekten de izleyen seçimde MHP profilinde pek göze çarpmayan Rumeli göçmenlerinin ve Kafkasyalı göçmenlerin oylarıyla meclise girdi.
Dengeli ve ayakları yere basan bir ulusalcı söylem, yeni kurduÄŸu DSP’nin özelliÄŸiydi. Galiba Akdeniz bölgesindeki sosyal demokrat partilerin genel özelliÄŸine uyuyordu. Tabanı yere basmayan İskandinav modelinin bu bölgeyle uyuÅŸan tarafı pek yoktu. Sol haklı davasında ulusalcı söylemi dışlayamazdı. Bu strateji onu siyasi hayatımızda yeniden baÅŸbakanlık dönemine taşıdı.
Milliyet Pazar / 2006
Yorum yok “Tanıdığım Bülent Ecevit”
Yorum yap , fikrini payla?!