Düşündüğünü ifade ederken kelimelerin seçimi siyaset alanında çok önemli. Türkiye’de uzun zaman yapılacak olan şeye ayrı ayrı adlar vererek, yahut olup bitmiş olan şeyi başka başka isimlerle söyleyerek farklı siyasi yollar işaret edilmiştir.
Mesela, Türkiye’de Amerikan üsleri var denildiği zaman, üs yok tesis var denilmiştir. Toprak reformu gereklidir diyen biri çıkınca öbürü hayır tarım reformu gereklidir demiştir.
Aslında deyimlendirmenin yapılacak işi peşinen sınırlandırması gerektiği düşüncesinde her iki taraf da ortak düşündüğünden kelimelerde herkes direnmiş, hiç kimse “peki senin dediğin olsun, yeter ki olsun” dememiştir.
Batı medeniyetinin bütün dünyayı gerek iktisadi baskısı, siyasi üstünlük iddiası ve gerekse teknik hakimiyetiyle yeryüzünün her yanında belirli bir standardizasyona gittiğini gözlüyor ve biliyorduk. Dünyayı batının standartlarına uydurmanın gerek kişilik gerekse çıkarlar açısından değişim geçiren ülkelerin zararına işlediğini de düşünüyorduk üstelik. Bu düşüncelerde bir değişme olmadı. Ama geçenlerde bizim standartlaştırma dediğimiz hadisenin homojenleştirme olarak ifade edildiğini görünce ister istemez kelimenin gücü meselesi aklımıza takıldı. Standardizasyon derken akla gelen bir modele yahut kaideye uydurma, belli bir şeye ayarlama akla geliyor.
Dolayısıyla batının bir standardizasyonu varsa bu ayarlamayı kendinin yaptığı, yaptırdığı (zorladığı) akla gelebiliyor. Ama homojenizasyon derseniz, benzer hale gelme, mütecanis olma gibi bir düşünce aklınıza geliyor. Bu kelime daha sevimli bir kere her şey kendiliğinden oluyormuş gibi bir izlenimi beraberinde getiriyor. Dolayısıyla her iş olacağına varıyor da bundan ne batı ne de batının uşakları sorumlu değilmiş gibi bir hava doğuyor.
Eskiden “Siz kitapları seviyorsunuz, biz kesik kelleleri” diyen Borneolu, bugün doktor, mühendis, işadamı olabilmek için bize okuma yazma öğretin, bize daktilo makinası, transistorun radyo verin” diyesiymiş. İşadamı olmak isteyen bir Borneolu pek hoşuma gitti. Vietnam’da topuklara kadar uzanan ipek şalvarlarını çıkarmış da kızlar mini etek giymeye başlamışlar, Pakistan’da kadınlar boşanmak için mahkemeye başvurma hakkı elde etmişler ( 1960) Bolivya’da Prado la Paz bulvarı ABD’nin güneybatı şehirlerinin ana caddelerine tıpatıp benziyormuş. Yalnız arada bir standartlarında bebeleriyle geçen Kızılderili kadınlar manzarayı bozuyormuş.
Çocuklar eskiden olduğu gibi koka yaprakları değil ciklet çiğniyorlarmış. Japonya’da 1967’de 20 milyon televizyon alıcısı 24 milyon aile varmış. Televizyon Tokyo standartlarını bütün Japonya’ya yaymış. Tokyo argosunu herkes biliyormuş artık. Ve nihayet ABD’de de bir homojenleştirme söz konusu imiş, bütün Amerikan şehirleri birbirine benzemeye başlamış. Yollar genişliyor, moteller, sinemalar, otomobil mezarlıkları her şehirde görünüyor. İnsanlar aynı eşyaları kullanıyorlar, aynı yerlerde eğleniyorlar, gençlerin hali tavrı her şehirde aynı, sefahat manzaraları da bir şehirden diğerine farklılık arz etmiyor.
Bütün bu olup bitenler dünya döndüğü için oluyorsa dünya homojenleşiyor demektir. Ama bu işte bazı adamların çıkarları varsa, bu çıkar bazı zilletlerin çıkarı haline gelebiliyor, bazı kültürlerin üstünlüğünü doğuruyorsa yeryüzünde bir standartlaşma olduğu ve bunu bilhassa yürütüldüğü söylenebilir.
Yeni Devir
1977
kaynak: www.karakutu.com
Yorum yok “Homogenization / Standardization”
Yorum yap , fikrini payla?!