Günlük Yaşamda Aleviler

BAÅžLARKEN
Aleviler bu coÄŸrafyada hep vardı. Osmanlı ile yıldızları hiç barışmamıştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da uzun yıllar birçok sorunla sessizce baÅŸ etmeye çalıştılar. Çok partili dönemde ‘oy deposu’ olmanın dışında sorunlarıyla yakından ilgilenen pek olmadı. 1970′lerdeki iç çatışma ortamında, MaraÅŸ katliamıyla doruÄŸa çıkan saldırıların hedefiydiler. Göç yıllarında aktıkları kentlerde, 1980′lerin sonunda yavaÅŸ yavaÅŸ seslerini yükseltmeye baÅŸladılar. 1990′larda gizlenme geleneÄŸini kırmaya yönelik ataklar ve taleplerle gündeme oturdular. Åžimdi AB süreciyle de desteklenen demokratikleÅŸmede köklü sorunlarına çözüm bekliyorlar. Radikal’in bu dizisinde amaç, kentte yaÅŸayan Alevilerin günlük yaÅŸamda karşılaÅŸtığı sorunları yansıtabilmek.

 

Dizide, dedeler de dahil olmak üzere, her yaştan, her iş ve meslekten, her sosyal gruptan Alevilerin anlattıkları yer alacak. Geleneklerinin şehirde aldığı durum, inanç ve ibadetlerini yaşama konusundaki sıkıntılar, komşuları, iş ve okul arkadaşlarıyla ilişkiler, Alevi-Sünni evlilikleri gibi sorunları dizi boyunca gözler önüne serilecek.

AleviliÄŸin omurgası kabul edilen dedelik, köylerde toplumu düzenleyici bir iÅŸleve sahipti. Dedeler, taliplerinin bulunduÄŸu köyleri tek tek geziyor, cem yapıyor, sorunları dinliyor, dargınları barıştırıyordu. ‘Görgü cemleri’nde kurulan ‘mahkeme’de suç iÅŸleyen, hatası olan, eÅŸini, ailesini, komÅŸularını zorda bırakan kiÅŸiler hakkında karar vermek de dedelerin görevleri arasındaydı.


Sarsılan otorite

Üryan Hızır Ocağı’nın dedesi Ali BüyükÅŸahin, 61 yaşında bir inÅŸaat mühendisi. Memleketi Adıyaman’da yaşıyor. Ocağın GüneydoÄŸu ve DoÄŸu Anadolu’da Adıyaman ve Malatya gibi kentlerde, Suriye’nin Muhabbet Köyü ile İstanbul, Mersin, Adana gibi metropollerde yaklaşık 20 bin talibi var.
BüyükÅŸahin, babası ‘Hamo Dede’ 1997 yılında ölünce yaşı, en büyük çocuk oluÅŸu, eÄŸitimli olması dikkate alınıp dede olmuÅŸ: “Babam vefat edince taliplerimiz ve dostlarımız bir araya gelip beni uygun gördü. Dedenin, halkın sevebileceÄŸi bir kiÅŸi, tahsilli ve birikimli olması lazım. Kışın köyleri geziyor, taliplerle görüşüyor, sorunlarını dinliyorum. Cem yapıyoruz.”
BüyükÅŸahin, göç olgusu ile birlikte Alevilik inancında bir ‘gevÅŸeme’ yaÅŸandığını düşünüyor. BüyükÅŸahin’e göre, Alevilerin ibadet için cemevi bulamaması da bu gevÅŸemede etkili olmuÅŸ: “Bir araya gelmek için olanak yoktu. Aleviler cemevine kavuÅŸamıyorsa bile eline, beline, diline sahip olur. Aşına ve eÅŸine sahip olur. Dürüst olur, hak yemez. Bunlar ibadetin parçası. Bazı yerlerde dedeliÄŸe tam anlamıyla hak verilmiyor. Ancak AleviliÄŸin yaÅŸaması için dedelik önemli.”
‘Baba Mansur Ocağı’ndan dede Mehmet Özdurmaz ise kente göç süreci sonunda Alevilerin çektiÄŸi sorunları, onlarla birlikte yaÅŸayan isimlerden.

 

‘Toplumdan korkuyoruz’

Gebze’de oturan Özdurmaz anlatıyor: “İnsanların okuldaki çekingenliklerini, kendilerini Alevi olarak ifade edemediklerini herkes biliyor. Hâlâ bu durum okullarda sürüyor. Zaman zaman okul yöneticileriyle de tartışıyoruz. İnsanların iÅŸ hayatında da sürüyor. İşyerinde de kimliÄŸini saklayanlar var. Bizzat kendim, Alevi olduÄŸum için çalıştığım fabrikadan çıkarıldım. Toplumun sosyal yaÅŸantısının her alanında insanları etkiliyor, sıkıntıya sokuyor. Gebze’de de örneÄŸin, cemevlerini kurduk. Ama Ehli Beyt içtihatlarını uygulayamıyoruz. Toplumdan çekiniyoruz. Toplum bizim farklılığımızı kabullenemiyor. Böyle olunca katılım olmuyor.”

Özdurmaz şöyle devam ediyor: “Biz Sünni arkadaşımızın cenazesine katılıyoruz, uyum saÄŸlıyoruz. Bir sünni arkadaşımız bizim cenazemize katılınca yadırgıyor. Devlet büyükleri televizyonlarda, ibadetlerimizi ‘cümbüş’ diye nitelerse bu bir baskıdır. Belki toplumun ihtiyacından dolayı, pratik dede yetiÅŸtirme yöntemleri baÅŸladı. Bu da zamanla bu kurumların çökmesine neden olacak. Çünkü saÄŸlıklı bir ÅŸekilde yetiÅŸmiyorlar. Bu iÅŸin ehli olan bu iÅŸi yürütür. EÄŸer bir dede kendisini yetiÅŸtiremiyorsa devam edecek diye kural yok. Alevi-Sünni evlilikleri oluyor. Zaman zaman benim de katılıp aileler arasında barış saÄŸladığım evlilikler oluyor. Kuran açısından baktığınızda, böyle bir evliliÄŸe yasak getiren bir hüküm yok. Alevi-Sünni evliliÄŸinde nikâh kıydım. İnsanlar artık daha objektif bakıyor. Zamanla bu tür tabuların yıkılacağına inanıyorum.”

 

Genç bir aday

YaÅŸlı dedelerin kentte hızla deÄŸiÅŸen topluma uyum saÄŸlayamaması, zaman içinde dede ya da dede adayı gençleri ön plana çıkarmış. Bunlardan biri, 35 yaşındaki Ali KenanoÄŸlu. Üniversite mezunu bir ‘dede adayı’ olan KenanoÄŸlu, ‘Hubyar Sultan Ocağı’na baÄŸlı. İki aÄŸabeyi arasında Alevi duyarlılığı en yüksek onda bulunduÄŸu için ‘dede adayı’ olmuÅŸ. Kentin özelliklerini yakından bilen KenanoÄŸlu anlatıyor:

“YaÅŸadığımız dönem, ‘kentleÅŸen AleviliÄŸin oluÅŸtuÄŸu’ dönemdir. AleviliÄŸin deÄŸer yargıları yeniden deÄŸiÅŸiyor, taÅŸlar yerinden oynuyor. İbadetler ÅŸehirde deÄŸiÅŸiyor. Köy ortamında herkes semahçıdır. Ama kentlerde bu iÅŸi cemevlerinde öğrenen ’semahçı grubu’ ortaya çıktı. Åžu sıralar mesela cemde oturma düzeni tartışılıyor. Dedelikte de bu deÄŸiÅŸim var. Köyde dede, hem saÄŸlıkçı, hem savcı, hem sosyal ve siyasal liderdi. Kente gelince tersi oldu. Genç kuÅŸaklar raÄŸbet etmediÄŸi için orta yaşı üzerinde olanlar dedeliÄŸi devam ettirdi, ama bilgiyi kendinde toplayamadı. Kentte bilgi el deÄŸiÅŸtirmiÅŸti. Cemevi yönetimleri çoÄŸu taliplerden oluÅŸuyor. Aydın, bilgili talipler AleviliÄŸe yön vermeye baÅŸladı. Ancak ne olursa olsun dedeye duyulan saygı ve önem devam ediyor. AleviliÄŸin olmazsa olmaz kurumlardan biri dedeliktir. Åžu an dedeler cemevinde ibadeti yönlendiren kiÅŸi durumunda. Yani doÄŸal noktasına döndüler. Kent AleviliÄŸi dedenin misyonunu belirliyor. Bundan sonra ne olacak? DedeliÄŸin kurumsallaÅŸması, kent ortamına uyarlanması konusunda kent kültürü almış insanlar ön plana çıkacak. Ama bu insanların misyonu yaÅŸlı dedelerin olduÄŸu gibi sadece cemevi ile sınırlı olmayacak. Toplumsal bir konumu da olacak.”

 

                                           

 

Mutluluğu farklı mezheplerde buldular

Alevi ve Sünniler günün gelişen koşullarında artık daha sık bir araya geliyor. İş yaşamı içinde yan yana çalışıyor, okulda, üniversitede aynı sırayı paylaşıyor. Toplumsal, siyasal ve dinsel bakışları farklı olsa da şehir hayatının sorunlarıyla birlikte boğuşuyor. Kimi zaman çıkış noktasını birlikte arıyor. Toplumsal yaşamdaki birliktelik özellikle Alevilerin çok da onaylamadığı bir başka birlikteliği birlikte getirdi: Alevi-sünni evliliğini.
GeçmiÅŸte yaÅŸanan kötü tecrübelerin izleri sürse de Vahide ve Hikmet SınnaÄŸ’ın 11 yıldır sürdürdükleri evlilikleri ‘ortak yaÅŸam adına’ umut veriyor. SınnaÄŸ çifti, BaÄŸcılar’da, kutu gibi bir evde, iki çocuklarıyla rahat ve huzurlu bir yaÅŸam sürüyor.
‘Tam evlenirken söyledi: Aleviyim.’

Tam 11 yıl önce, Vahide hanımın işçi, Hikmet beyin servis ÅŸoforü olduÄŸu iÅŸyerinde tanışmışlar. “Tanıştık, altı ay ‘konuÅŸtuk’, sonra da evlendik” diyor Vahide hanım. Evlenene deÄŸin eÅŸi Hikmet’in Alevi olduÄŸu bilmiyormuÅŸ. “Hiç sormak aklıma gelmedi” diyor, “Bir gün tam evlenmek üzereyken, ‘Aleviyim’ dedi. Beni vermeyeceklerinden korkuyormuÅŸ. ‘Onlar ne karışır’ dedim. Ve biz evlendik.”

İki eÅŸ de 37 yaşında. Vahide hanım, Zonguldaklı. Önceki eÅŸinden geçimsizlik nedeniyle ayrılmış. Hikmet bey, Çorumlu. O da ikinci evliliÄŸini Vahide hanımla yapmış. Her ikisi de inançlarına uygun evliliklerini bitirip birbirleriyle evlenmiÅŸler. Vahide hanım, “Anladık ki, aynı inançtan olmak, birlikteliÄŸe yetmiyormuÅŸ. BaÅŸka ÅŸeyler gerekiyormuÅŸ bunun için.” SınnaÄŸların iki çocuÄŸu var: Muzaffer, 15′inde. Vahide hanım ilk evliliÄŸinden, Muzaffer. BeÅŸ yaşındaki Berdan, çiftin ikinci çocukları.
Vahide hanım inançlı bir Sünni: Orucunu tutuyor, beÅŸ vakit namazını kılıyor, perÅŸembe akÅŸamları Kuran okuyor. Hikmet bey, “Alevi kökenliyim fakat her inanca aynı mesafedeyim” diyor. Hikmet bey, ramazanda oruç tutmuyor, ama Vahide hanım, eÅŸini kahvaltı hazırlamadan bırakmıyor. Hikmet bey de iftar sofrasında eÅŸine eÅŸlik ediyor.

 

Anlamsız önyargılar

Vahide hanım oÄŸlu Muzaffer’e dini inancını aktarmaya çalışıyor. Muzaffer mutlaka cuma namazını kılıyor. Hikmet bey, “Muzaffer, iradesiyle hareket ediyor. İstiyorsa, kılmalı tabii” diyor. Vahide hanım, cemevine de gitmiÅŸ. “Bizim camilerden farklı” diyor, “Çok ilginç geldi bana.” Sünniler arasındaki ‘Alevilere’ yönelik önyargılara Vahide hanım, anlam veremiyor: “Bir gün toplanmış, Kuran okuyorduk. Kadın hoca, ‘Alevilerin yemeÄŸini yemeyin’ dedi. DuyduÄŸuma inanamadım! Kavga ettik kadınla. Bir komÅŸumuz bu söze inanıp Alevi komÅŸumuzun yemeÄŸini dökmüş.”
Salona küçük Berdan, giriyor. Hikmet Bey Berdan’ı kucağına alıp severken, “Bu önyargıları biz kıramadık, belki çocuklarımız kırar” diyor…
 

Alevi-Bektaşi terimleri için küçük sözlük

SEYİT
Hz. Muhammed’in çocukları ve torunları; Hz. Ali’nin eÅŸi Hz. Fatma’dan türeyen bir soyu oluÅŸturur. BaÅŸlangıçta, Hz. Hüseyin soyundan olanlara ’seyit’, Hz. Hasan soyundan olanlara ‘ÅŸerif’ denildi; zamanla bu ayrım ortadan kalktı ve her iki imamın soyundan gelenlere ’seyit’ adı verildi.

DEDE
Alevilik-BektaÅŸilik’te, mürÅŸitlik aÅŸamasına gelmiÅŸ, Babagan kolunda baba, Çelebiyan kolunda çelebi adıyla anılan ve cemdeki 12 hizmet sıralamasında ilk sırada gösterilen, cemi yönetme hizmetinin sahibi durumunda bulunan dini-ruhani önder.

BABA
Bektaşiliğin Babagan kolunda mürşitlik aşamasına gelmiş, tekkede, dergâhta düzenlenen törenleri ve tekkenin dergâhın içişlerini yöneten derviş.

SEMAH
Cemdeki 12 hizmet sıralamasında yer alan, cem ve muhabbet toplantılarında müzik eşliğinde yapılan kutsal dans.
‘Semah dar’ına durmak: Cemaatin ve dedenin önünde semah dönmeye hazır olduÄŸunu bildirmek için, niyaz ederek meydanın ortasına gelip, ayaklar mühürlenmiÅŸ, kollar göğüste çapraz, baÅŸ öne eÄŸik durmak.
Semah nefesi: Semah dönülürken okunan nefes.

CEM
Sözcük, Arapça ‘toplama, biriktirme, topluluk, kalabalık’ anlamlarına geliyor. Alevilerin-BektaÅŸilerin cemaatle birlikte yaptığı, son derece ayrıntılı kurallara baÄŸlanmış ibadet. Cem, yalnızca dinsel nitelikli bir toplantı deÄŸil, aynı zamanda hem ruhen yenilenme, yıkanma ve hem de toplumsal ve bireysel sorgulanma yeridir.
Cem erenleri: Ceme katılan canlar.
Cem erkânı: Cem kurbanı.

NOT: Esat Korkmaz’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan Alevilik-BektaÅŸilik Terimleri Sözlüğü’nden alınmıştır.

 

 

Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz

 

(Radikal gazetesi, 29.1.2006)

 

Adını vermeyen bir aile, cenaze iÅŸlemlerinden ötürü çekilen sıkıntıyı şöyle anlatıyor: “Dayımın oÄŸlunun cenazesini cemevinden kaldıracaktık. Ailenin maddi durumu iyi deÄŸildi. Cenazeye katılanlardan yardım toplandı. Böyle durumda tanıyan tanımayan herkes yardım eder. Toplanan paralarda kefen, tabut alınır. EÄŸer kiÅŸi memleketine gidecekse araba parası verilir…”
Günlük yaşam içerisinde Aleviler için en önemli sıkıntılardan biri, cenazelerin kaldırılmasında ortaya çıkıyor. Kentte önceden cemevleri olmadığı için Alevilerin cenazeleri camilerden kaldırılıyordu. Cenaze namazını da Sünni hocalar kıldırıyordu. Bu, Aleviler için hem büyük bir sorun hem üzüntü kaynağıydı. Cemevlerinin peş peşe açılmasıyla birlikte, cenazelerin nereden kaldırılacağı sorunu önemli ölçüde ortadan kalktı. Cenazelerini yıkayacakları, Alevi hocaların okuduğu dualar eşliğinde sevdiklerini son yolculuklarına uğurlayacakları, yemeklerini verecekleri bir yerleri vardı artık. Ancak uygulamada karşılaşılan büyük bir ayrımcılık hâlâ canlarını yakıyor.

 

Masraf sorunu

Cemevleri yasal statüde ‘ibadethane’ kabul edilmeyip, maddi yardım alınamadığı için cenazelerde hâlâ ciddi sorunlar yaÅŸanıyor. Maddi durumu nasıl olursa olsun, bütün masrafları cenaze sahibi kendisi karşılamak zorunda.
Kartal Cemevi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Murtaza Mutlu, 11 ayda cemevinde 1100 kadar cenaze kaldırıldığını belirterek, şu bilgileri veriyor:

“1962 yılından beri İstanbul’da yaşıyorum. Önceden cenazeyle ilgili büyük problemler vardı. Åžimdi cemevleri yapıldı, biraz kolaylaÅŸtı. Ama ÅŸimdi de sıkıntı yaÅŸanıyor. Kartal Cemevi’nde 11 ayda 1100 cenaze kalkmış. Bu cenazelerin, tabutu, merteÄŸi, arabası, kefeni, hocası, din görevlisi, bayan hocaları, gazı, suyu hepsi olduÄŸu gibi vatandaşın parasıyla karşılanıyor. Mezarlıklar Müdürlüğü’ne defalarca müracaat ettik. Belediyelere baÅŸvurduk. Bize en ufak yardım yapılmıyor. Aleviler dışında diÄŸer mezheplerde böyle bir sorun yok. Cenazesini kaldırmak isteyen kiÅŸi yaklaşık 200 YTL masraf yapıyor. Bu da büyük sorunlardan biri. Mezarlık Müdürlüğü’ne defin için baÅŸvurduÄŸunuzda cemevinde kaldıracağım deyince hiçbir masraf karşılanmaz.”

 

‘Bir yardım alabilsek…’

Yenibosna Cemevi hocalarından 64 yaşındaki Turan Kaya da cenazelerde önemli sorunlar yaÅŸandığını belirtiyor: “HoÅŸgörüyle, yardımlaÅŸarak cenaze törenlerimizi kaldırıyoruz. Devletten yardım alamadığımız için hizmetlerimizi tam olarak yerine getiremediÄŸimiz zamanlar oluyor. Hizmetleri cenaze sahipleriyle birlikte karşılıyoruz. Masrafı karşılayamayan olursa yine yardımlaÅŸarak karşılamaya çalışıyoruz.”
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi Bilim Kurulu üyesi İsmail Pehlivan, ilginç bir anekdot aktarıyor:

“Alevi köylerinde cami yapılması gibi bir durum var. Adana’daki bir köyde cenaze iÅŸlerini sürdüren Alevi hoca Hakk’a yürümüş. Bu iÅŸi yapacak kimse kalmamış. Muhtar da gidip müftülükten hoca istemiÅŸ. Müftülük ‘Sizde cami yok, hoca gönderemeyiz’ demiÅŸ.”

 

Düğünlerde pek fark kalmadı

Günlük yaÅŸamın vazgeçilmez ritüelleri, düğün, kına, cenaze, sünnet… Köy ortamında geleneklere uygun yürütülen bu törenler, ÅŸehirlerde zaman içinde kabuk deÄŸiÅŸtirdi. Birlikte yaÅŸam, törenleri aynılaÅŸtırdı.
Aleviler, düğün ve kına gecelerinde yöresel birtakım âdetleri hâlâ devam ettirdiklerini ancak özellikle gençlerin gelenekleri sürdürmeyi talep etmemesi nedeniyle törenlerin giderek birbirine benzediÄŸini söylüyor. Bundan büyük bir rahatsızlık da duyulmuyor. Alevi ailelerde ‘dede nikâhı’ önemini koruyor. Ancak zorunlu deÄŸil.
İsmail Pehlivan ÅŸu bilgiyi veriyor: “Alevi-Sünni evliliÄŸi konusunda Anadolu çok temkinli.
Alevinin Aleviyle evlenmesi ilk koÅŸul, kentteki aile için de böyle. Ancak, kentteki gençler açısından durum böyle deÄŸil.”

 

Sünnette dua yeterli

Sünnet törenlerinde de çocuk eve getirildikten sonra ailesi Alevi hocası çağırarak dua okutuyor, lokma veriyor. Kirvelik Alevilikte de çok önemli. Kirve ailelerin çocukları ve torunları birbirleriyle evlenemiyor.

 

Alevi-BektaÅŸi terimleri
TALİP
1) Tarikata, yola girmek isteyen, BektaÅŸi-Alevi olmak isteyen kimse.
2) Bu amaçla ikrar ayinine alınan kimse.
Talip ikrarı vermek: İkrar ayininden geçerek yola girmek.
İKRAR
Tarikata, yola girmek için verilen söz.
İkrar almak: Mürşidin, dedenin, tarikata, yola giren canın verdiği sözü, yaptığı açıklamayı dinlemesi.
İkrardan dönmek: Tarikata, yola girerken verdiği sözden vazgeçmek; ikrarını inkâr etmek; ikrarından dönerek en büyük suçu işlemek.
NEFES
1) Alevi-Bektaşi şairlerin törenlerde, meclislerde ezgiyle okunan, tarikat, yol inançları ve bu inançlarla ilgili olayların anlatıldığı koşma biçimindeki şiirlerine verine ad.
2) Bu şiirler üzerine bestelenen ve ezgi yalınlığı bakımından halk türkülerine yaklaşan ilahi.
3) Mürşidin, gönülleri ferahlandıran manevi gücü.
4) Cemlerde, kutsal sayılan insan benliğine, kişiliğine
yönelik sözlere verilen ad.
NOT: Esat Korkmaz’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan Alevilik-BektaÅŸilik Terimleri Sözlüğü’nden alınmıştır.

                                                    

Cem Vakfı, Alevi-BektaÅŸiler için bir süredir dedelik ve babalık kursları veriyor. Onlarca dede ve baba adayı ‘ocaklarının son umudu’ olabilmek için eÄŸitim görüyor.
Tunceli kökenli ‘KureyÅŸan’ Ocağın’dan Hakan Erdem de bunlardan biri. Henüz 18 yaşındaki Erdem, Sivas ve Erzincan’a yayılan ocakta bir önceki dede Murtaza Erdem’den el alıp posta oturmuÅŸ. Åžu an bir tekstil atölyesinde işçi. Erdem, ailesinde dedesinden sonra dedelik yapacak kimse olmadığı için bu görevi üstlenmiÅŸ:
“Åžu an yetkiler bende. Dedemin gidemediÄŸi yerlere gidiyorum. Taliplerimin çoÄŸu Tunceli’de. Ama sayılarını bilmiyorum. ArkadaÅŸlarımın çoÄŸu Alevi olduÄŸumu biliyor. Onların bana sorduÄŸu soruları, biliyorsam yanıtlıyorum, bilmiyorsam, yanıtı öğrenip söylüyorum. Erken yaÅŸta dede olmaktan mutluyum. Ne de olsa aÄŸaç yaÅŸken eÄŸilir. Bu mesuliyeti almak gerekiyordu. Yoksa ocağımızı ayakta tutacak kimse kalmamıştı.”

 

Bitmeyen sorular

Alibey Gözgöz 24 yaşında. Tokatlı ‘Keçeci Baba-Ahi Mahmut Deli Ocağı’nın son dedesi altı yıl önce ölünce sıra Alibey Gözgöz’e gelmiÅŸ. Amacı, Tokat ve Amasya’ya yayılan talipleri toparlamak:

“Dedemiz kalmadı. Baktım olacak gibi deÄŸil, bu hizmeti ben üstlendim. Kimi arkadaÅŸlarım garipsiyor. En büyük amacım, talipleri bir cemde toplamak.”
Gözgöz, tekstil atölyesinde çalışıyor. İşyerinde sık sık, ‘Niye oruç tutmuyorsun’ sorusuna maruz kalmaktan mustarip bir dede…

 

Yeni kuÅŸak

Ali Yüce; yaÅŸlı, sakallı, kasketli Alevi dedelerinin aksine genç, tıraÅŸlı ve takım elbiseli. 32 yaşında, ama olgun dedeler safında. Ordulu ‘Sarı Saltuk Ocağı’nın dedelik postuna oturduÄŸu dört yıldan beri binlerce talibi için hizmet veriyor. Yüce, ‘insanı kâmil’ diye nitelediÄŸi dedeliÄŸin, İslam’ın ruhu olduÄŸunu kaydediyor:
“Dedelik manevi bir yol. Hazreti Muhammed’in soyundan gelen seyyidliÄŸin devamı. Soydan kasıt, kan bağından ziyade, İslam’ın gerçek ruhu. Bu ruh kuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa seyyidler vasıtasıyla getirilmiÅŸ. İnsanlar da Hazreti Muhammet’e verdikleri ikrarı yaÅŸatmış. Bir dedenin öğrettiÄŸi, insanın önce kendi vicdanını temizlemesidir.”
Köyden kente göçün otoriteyi bir ölçüde sarstığını ama her şeye rağmen dedeliğin etkisini sürdürdüğünü belirten Yüce, şöyle diyor:

“DedeliÄŸin zahiri (görünen, dünyevi) ve batıni (görünmeyen, içsel) hizmetleri var. ÖrneÄŸin, bir eliyle zenginden aldığını diÄŸeriyle yoksula verir, ekonomik yaÅŸamı düzenler. Karıkocayı barıştırır, aile yaÅŸamını düzenler. Hatta 50′lere dek Alevilerin yargıya intikal etmiÅŸ dosyası yoktu. Kendi içsel hukuku ile çözülüyordu bu. Göçten sonra dede talibine, talip dedesine ulaÅŸamadı. Hakkını alamayan bir toplum var ortada. Åžehirlerde gerektiÄŸi gibi sosyal hayatını yaÅŸamıyor. Hâlâ cemevleri ibadethane sayılmıyor. Buna raÄŸmen Türkiye’nin her yerindeki dedelerle görüşüyoruz. Eskiden olduÄŸu gibi yeniden hizmeti ve tasavvuf ruhunu oturtmaya çalışıyoruz.”

 

Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 30.1.2006)

Buket Özcan (27): “Sivaslıyım. Fakülte mezunuyum. Lise yıllarım, Güner Ümit olayının patladığı yıllara denk geliyor. O dönemde bir arkadaşım, ‘Bir Alevi ile arkadaÅŸ olmam’ demiÅŸti. Alevi olduÄŸumu ancak iki ay sonra söyleyebilmiÅŸtim ve benimle küsmüştü. O tarihten sonra Zülfikâr kolyesi takmaya baÅŸladım. Üniversite sırasında bir Sünni ile yakınlaÅŸtım, 4.5 yıl birlikte olduk, 1.5 yıl niÅŸanlı kaldık. Ailesi demokrattı, bizimkiler biraz karşı çıkmışlardı. Sonra bazı özel sebeplerden ötürü ayrıldık. Ancak bir Alevi ile evlenebilirim.

Çetin İmeca (19): Ortaokul mezunuyum. Mobilya iÅŸiyle uÄŸraşıyorum. Tunceliliyim, Adana’da doÄŸdum büyüdüm. Okulda zorla namaz kıldırıyordı. Ben kılmayı reddedince cezalı olarak okul dağıldıktan sonra sınıfta bekletilirdim. Önceleri iÅŸyerinde Alevilikle ilgili soru sorulduÄŸunda cevap veremez, ezilirdim. Åžimdi memleketim sorulunca ‘Tunceli’ diyorum. Alevi olduÄŸumu anlasınlar. Bizim de bu ülkede olduÄŸumuzu bilsinler.

Nuray AydoÄŸdu (20): Lise mezunuyum. Üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Önceden aşırı dincilerin yoÄŸun olarak yaÅŸadığı bir semtte oturuyorduk. KimliÄŸimi saklıyordum. Anneme AleviliÄŸi soruyordum. Korkarak ‘Aman kızım sus’ diyordu. Aleviler olarak çok ezildik, asimile edildik. Cemevinde semah ekibine katıldım. Semahtan sonra eve gidince babaannem aÄŸlıyor, elimi öpüyor. Çok mutlular.”

B. Ç. (16): Liseliyim. Alevilik ve ders arasında yaÅŸanan çatışmayı çözmüş deÄŸilim. Hâlâ Alevilik okullarda rahatça kullanılan bir kelime deÄŸil. Okulda ‘Namaz kılın’ diyorlar, kılıyoruz. Not almak için mecburen yapıyoruz. Okullarda Hıristiyanlık anlatılıyorsa, Alevilik de anlatılsın.

D. K. (16): Liseye gidiyorum. Ben namazın ne olduÄŸunu, nasıl kılındığını biliyorum, ama yapmak istemiyorum. Dedem, ‘Aleviler kadına çok deÄŸer verir’ demiÅŸti. Bu beni etkiledi. Kadın ve erkek eÅŸit.
Ercan Yüksel (27): Erzincanlıyım. İlkokul bitirdim. Köyde Alevilikle ilgili fazla bir ÅŸey yaÅŸamıyorduk. Dedeler geliyor, yılda bir cem oluyordu. Detaylı biliyorduk. Ben kültürümüzü İstanbul’a gelince öğrendim. Bu kadar yoÄŸun bir kültürümüz olduÄŸunu bilmiyordum.”

Serpil Geçmen (21): Üniversite öğrencisiyim. Alevilerin fazla horlandığı dönemlerde durumun çok da farkında değildim. Aile büyüklerinden öğrendiklerim bir zamanlar ne kadar acı çektiklerini anlamama yardımcı oluyor. Bugün onların yaşadıklarını yaşamıyoruz, en azından benim çevremde böyle. İki çağdaş insan anlaşabildiği ve birbirlerinin kimliklerine saygı duydukları sürece evlenebilir de. Şehirde müsahiplik türü toplumsal ilişki ve ritüelleri yürütmek zor.
Emrah Dalkaya (25): Üniversiteliyim. Arkadaşlıklarımda sıkıntı çekmiyorum. Alevi olduğumu biliyorlar. Bazı komşularımız Aleviliğini gizlerdi. Bugün TV kanalları var. İnsanlar kendini daha rahat ifade ediyor. Sünniler de bizi tanıyor artık. Ben aşkın her şeyin üstünde olduğuna inanırım, dinlerin hatta yaşamın bile üstünde. Ama bir gerçek var ki, kültürel bakımdan kendini geliştirememiş cahil insanlar her yerde yanlış hareketler yapabilir. Zaman zaman cemlere katılıyorum. Biz biraz yabancılaştık kültürümüze. Ailem Alevi kanallarını izler.

Sibel Atik (25): Gazeteciyim. Alevi kimliÄŸim yüzünden çok sıkıntı yaÅŸadığımı söyleyemem. İnsan sevgisine, hümanizme dayanan AleviliÄŸe, günümüzde daha ılımlı yaklaşıldığını söylemek mümkün. Okul sıralarındayken, yani bundan 13 yıl öncesine kadar Alevi olduÄŸumu her ortamda söyleyemezdim. Ortaokul dönemimde din kültürü ve ahlak bilgisi dersindeydik. Dersin öğretmeni sınıfın tümüne seslenerek, “Aranızda Müslüman olmayan ya da Alevi olan var mı?” demiÅŸti. Aramızda Hıristiyan bir arkadaÅŸ vardı. AyaÄŸa kalkarak Hıristiyan olduÄŸunu söylemiÅŸti. Bu beni çok sinirlendirmiÅŸ ve üzmüştü. Hıristiyan olan bunu rahatlıkla ifade edebildi, peki ben neden Alevi olduÄŸumu söyleyemedim? Bunlar benim kırılma noktam oldu. Artık alevi olduÄŸumu dile getirmem gerektiÄŸini düşündüm. O zamandan beri de söylerken çekinmiyorum. Hatta insan sevgisinin bir hayli yüksek olduÄŸu bu inanç ortamında büyüdüğüm için çok memnunum. AÄŸabeyimin musahibi var. Yakında sevgilimin de olacak. Cem TV’de, her perÅŸembe günleri farklı bir cemevinde yapılan cem töreni vardır. Annem onu izler ve lokma yapar.

 

Sorun okulla başlıyor

Kentlerdeki Alevi gençleri, özellikle üniversite öncesi okul yıllarında önemli sorunlarla karşılaÅŸtığını söylüyor. Alevi BektaÅŸi Federasyonu Genel BaÅŸkanı Selahattin Özel, bu anlatımları doÄŸruluyor. Özel’in verdiÄŸi bilgiler şöyle:
Bir Alevinin gündelik yaÅŸamdaki sorunu, okula adımını attığı anda baÅŸlar. Alevi anne-babadan doÄŸan çocuk, Tanrı’yı yeryüzüne indiren ebeveynlerinden aldığı kültürü, zorunlu din derslerinde terk etmeye zorlanır. Din derslerinde ona, Sünnilikte mutlaklaÅŸtırılan bir Tanrı anlatılır. BilmediÄŸi ve anlamadığı bir dilde dua etmeye itilir. Camide, namaz kılmak, ibadet yapmak zorunda olduÄŸu inancı verilir. Anne-babası, o caminin kapısından girmemiÅŸtir bile. Sadece iman etmesi istenir ve Alevilikte var olan sorgulayıcı, tartışmacı aklı bitirilmeye çalışılır.
Bir Sünni gibi düşünmeye zorlanan çocukla, ailesi arasına düşmanlık tohumları ekilir. Çocuk eğer, asimile politikasına direnirse ya da ailesi karşı çıkarsa bu kez öğretmenleri ve arkadaşlarıyla çatışır.

 

Kitle iletişiminde Sünni söylem

Askeri bir okulda okumak istiyorsa, sicilindeki Alevi ibaresinin yükünü meslek yaÅŸamı boyunca taşımak durumunda kalabilir. Kamuda iÅŸ bulabilmesi için AleviliÄŸini özenle gizlemesi, baÅŸladığında da ramazan ayında yemek yememesi, çay içmemesi ya da ihtiyaçlarını gizli gizli karşılaması gerekiyor. Televizyonlarda, radyolarda Sünni söylemin inançlarını aÅŸağılamasını, cemevleri hakkında ‘İbadet yeri deÄŸildir, cemevleri cümbüş yeridir’ ÅŸeklindeki hakaretamiz deÄŸerlendirmelere katlanmak durumundadır.

 

KÜÇÜK SÖZLÜK

MUSAHİP
Arapça, ‘arkadaÅŸlık eden, sohbeti güzel olan’ demek. Alevilikte, ikrar verecek, nasip alacak erkek ve kadının (karı-koca) seçtiÄŸi kefil anlamında eÅŸ; yol arkadaşı, yol kardeÅŸi.
Musahip ikrarı vermek: Musahip ceminde ikrar vererek musahipli olmak.
Musahiplik denildiÄŸinde, ikrar vermiÅŸ, evli iki kiÅŸinin eÅŸleri ile birlikte, Hakk’a yürüyünceye kadar kardeÅŸ kalacaklarına, birbirilerini koruyup kollayacaklarına, birlik ve beraberlik içinde yaÅŸayacaklarına, dedenin ve cem topluluÄŸunun önünde söz vermeleri biçiminde gerçekleÅŸtirilen bir törenle kurulan ‘toplumsal bir akrabalık’ kurumu anlaşılır. Alevilikte musahip çok önemlidir. İki canın yaÅŸam boyu sürecek kardeÅŸliÄŸi olan musahipliÄŸin Hz. Muhammet ile Hz. Ali’den kaldığına inanılır.
(Esat Korkmaz’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan Alevilik-BektaÅŸilik Terimleri Sözlüğü’nden alındı.)

 

 

Okurdan Radikal’e gelenler

‘BirleÅŸmiÅŸ Milletler gibi evlilik’

Alevi bir ana-babanın çocuÄŸuyum. Tüm çocukluÄŸum babamın yoÄŸun Alevilik öğretileri ve asla karşısına Sünni bir damat çıkarmamamız telkiniyle (baskı mı demek lazım?) geçti. İnsanları Alevi-Sünni diye ayırmamak gerektiÄŸini küçük yaÅŸlarda anlamama ve ana-babama anlatmaya çalışmama karşın, okul hayatında zorlukları gördüm. Ortaokulda din dersi seçmeleydi, seçmedim. Lisede ders zorunlu oldu ve din öğretmeninin, “Alevi var mı?” sorusuna gururla ‘Aleviyim’ dememin üzerine din derslerini bütünlemede vermek zorunda kalmak beni çok üzmüştü. Bugün vardığım nokta AleviliÄŸin bir kültürel varoluÅŸ olduÄŸudur. Alevilik bir kültürdür, temeli insan hakları, demokrasi ve özgürlüğe dayanan hoÅŸgörünün ve insan sevgisinin sonsuz olduÄŸu bir yaÅŸam biçmidir ve Türkiye’nin sahip olduÄŸu önemli deÄŸerlerdendir. GençliÄŸimde babama, “Sana inat bir Sünniyle evleneceÄŸim” sözümü tuttum ve hem Sünni hem Kürt olan eÅŸimle evlendim. Åžu an, ‘EvliliÄŸimiz BirleÅŸmiÅŸ Milletler gibi’ esprisiyle huzur içinde sürüyor. 10 yılda tek bir gün bile inanç ve kökenlerimizle ilgili en ufak bir söz, ima ya da tavırla karşılaÅŸmadım, eÅŸimi de karşılaÅŸtırmadım. İnandığınız ÅŸey demokrasiyse önce evinizde uygulamalısınız. Altı yaşındaki oÄŸlumuz büyüdüğünde inancını kendisi seçecektir… (Adı bizde saklı)

Can sıkıcı bir soru

Sessizlerin sesi olmaya çalışan herkese saygılarımla baÅŸlıyorum yazıma. Lise üç öğrencisiyim. Hiç ramazanın gelmesini istemem. Sebebi, ‘Neden oruç tutmuyorsun’ sorusu. Tek istediÄŸim, gösterdiÄŸim saygıyı görebilmek. Bu çok mu zor? (Adı bizde saklı)

Asıl mesele ekonomik savaş

Alevilik konusunda yazmanız, önyargıları ortadan kaldırma açısından çok iyi bir iÅŸ. Fakat ‘Alevisin dediler iÅŸten çıkardılar’ gibi bir baÅŸlık koyarak istisnai olabilecek bir olayı ön plana çıkarmanız, Alevileri Sünnilere karşı önyargılı olmaya ve kin beslemeye teÅŸvik edebilir.
İşyerimde, çevremde çok Alevi arkadaşım, komşum var. En iyi arkadaşım Alevi ve Kürtçe bilen birisi. Patronum Alevi. Bu yaşıma kadar (28) ayrımcılık görmedim. Zaten ekonomik savaş ortamında kimsenin konuyu böyle abartılı düşündüğünü sanmıyorum.
Bir de: Bu konuda yazanlar sanki Sünnilerin camiye gidip namaz kılmaktan alnı yarılmış, Alevilerin semah dönmekten başı dönüyomuş gibi bir duyguyla yazıyor. Ben iki yıldır camiye gitmedim. İnsanların bunlar pek umurunda değil ve olmamalı.
Ayhan Kadir Dağcı

 

İslam tarihinin en büyük trajedisi kabul edilen Kerbela vakası, Aleviler için yüzyıllardır tekrarlanan bir acı demek. Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın oÄŸlu Hz. Hüseyin’nin 10 Ekim 680′de (Hicri takvimle 10 Muharrem 61) Kerbela’da 72 kiÅŸiyle birlikte Yezid’in ordusu tarafından katledilmesi, Aleviler tarafından her muharremde tutulan yasla yâd edilir.

Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra, bu yıl da bugün baÅŸlayan matem orucu süresince düğün ve sünnet de dahil olmak üzere, hiçbir biçimde eÄŸlence yapılmaz, et yenmez. Erkekler tıraÅŸ olmaz, kadın-erkek hiç kimse süslenmez, banyo yapılmaz.
Matem orucu gece yarısı başlar, sonraki gün güneş batana kadar sürer. Oruç süresince et yenilmez, su içilmez.
Matem orucunun son günü güneş doğduktan sonra aşure pişirilir.
Bugünden itibaren 12 gün boyunca cemevlerinde ‘matem cem’leri düzenlenecek, 12 imamlar ve Kerbela olayı yad edilecek.

 

Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 31.1.2006)

Emekli astsubay Rıza Adıgüzel Tokatlı.

Adıgüzel ‘Alevi-Sünni’ ayrımıyla ortaokulda, birçok örnekte görüldüğü gibi, okulda, din dersleriyle tanışmış: “Sınıfta Alevi üç kiÅŸi vardı. Din dersi hocası geldiÄŸinde, ‘KızılbaÅŸlar dışarı’ diyordu. O dönem din dersi seçmeliydi. 1977′te askeri okula gittiÄŸimde ise din ve ahlak dersi mecburiydi. Hiç din dersi almamıştım. BaÅŸka bir dezavantajım daha vardı. Adımın ‘Rıza’ oluÅŸu. On yıl asker olarak görev yaptım. Bu on yılda 15 sürgün ve tayin yedim, ezildim, horlandım. ‘Rıza’ dediÄŸimde bakışlar deÄŸiÅŸiyordu. Bu baskıyı mesleÄŸimde baÅŸarı olarak yendim. 10 yılın sonunda orta kulak sorunu nedeniyle malulen emekli oldum. Åžimdi askerde Alevilere karşı böyle bir bakış açısı artık yok. Ancak o zamanlar vardı.”
Adıgüzel, gördüğü baskıları çocukları çekmesin diye çalışmaya koyulmuÅŸ, 1990′dan beri Turhal Kültür ve Dayanışma DerneÄŸi’nin baÅŸkanı: “AleviliÄŸi tanıtmak konusunda elimizden geldiÄŸi kadar uÄŸraşıyoruz. Yurtdışına gidiyoruz. Üç çocuÄŸum var. Büyük kızım BoÄŸaziçi, diÄŸeri Anadolu Üniversitesi’nde. Küçüğü ile Anadolu lisesine gidiyor. Onlar da zaman zaman sorun yaÅŸayabiliyor. ÖrneÄŸin, küçük kızım, derste duayı okuyamayınca öğretmeni ‘KızılbaÅŸ’ diye bağırıp hakaret etmiÅŸ, AÄŸlayarak geldi. Öğretmeni ÅŸikâyet ettik, ceza aldı.”

 

“Sünnetli misin?”

İsmail Eken 31 yaşında bir doktor. Sivaslı. Aile hekimliÄŸi uzmanlığını kazanan Eken, Okmeydanı Hastanesi’nde çalışıyor. CerrahpaÅŸa Tıp Fakültesi mezunu. Eker de ayrımcılıkla okulda tanışmış:
“Ailede, ‘Sen Alevisin, karşıdaki de Sünni’ türü bir yönlendirme yoktu. 1988′de KabataÅŸ Erkek Lisesi’ne baÅŸladım. İlk kez bir sohbet sırasında memleketlerimizden söz açılıncaAlevi-Sünni ayrımı yaÅŸadım. Alevi olduÄŸumu söyleyince, ilk tepki ‘Seninle konuÅŸmuyoruz’ oldu. Üniversitede de bu ayrımı gördüm. Ramazanda yemeÄŸe iniyordum. Sohbet ‘Neden oruç tutmuyorsunuz’ sorusundan baÅŸlayıp, ‘mum söndüye’ geliyordu. Kimi ailesinden duymuÅŸ, kimi hocasından… Bir kız arkadaşım, ‘Sünnetli misin’ diye sormuÅŸtu. Tıp fakültesinde okuyan, hiçbir ayrım yapmayacağına yemin eden insanlardan bu ayrımı görmüştüm. Meslek hayatımda, yani devlet kademesinde de sorunlar yaÅŸadım. Ancak doktor olduÄŸum için günlük yaÅŸamda çözüm hızlı oluÅŸtu. Erzincan’da Kemaliye’de görev yapmıştım. Terörden aÄŸzı yanmış insanlardı.
Alevi olduÄŸumu öğrendiler. İlk zamanlar ‘güvensizlik’ ve ‘acabalar’ vardı. Altı ay sonra beni tanıdılar, aynı sofrayı paylaÅŸtık. Muharremde oruç tutardım, beni iftara çağırırlardı, et yemediÄŸim için onlar da yemezdi.”

Alevilik-BektaÅŸilik inancı Türkiye’nin dört yanına yayılmış olmasına raÄŸmen Alevi-BektaÅŸiler ancak yakın zamanda seslerini yükseltip sorunlarının çözümü için kamuoyu oluÅŸturmaya baÅŸlayabildi.

 

Ceme giden Sünni bir çift

Necla Karaduman ve Ahmet Karaduman’la Yenibosna’da katıldıkları cemden çıkarken karşılaşıyoruz.
Sözü önce Necla Karaduman alıyor: “Alevi çalışanlarım var. KonuÅŸup tartışıyoruz. Tokat’ta Alevi komÅŸularımız ibadetlerini gizli yapardı. Artık bu kalktı. Serbestçe ibadetlerini yapıyorlar. Öğrenmek için cem törenini izleme kararı verdim. Birlikte büyüdük, beraber aÄŸladık, beraber yedik içtik. Kimse birbirinin dinine müdahale etmedi. Etmemeli de.”
Ahmet Karaduman, törenden etkilendiÄŸini belirtiyor: “İnanış farkı yok. Sadece ibadet farkı var. Saz bizde yok. Ama buraya gelince Alevileri daha farklı tanıdım. Her kelimelerinden ‘Allah’ sözü çıkıyor.”

 

Başarılı bir ortak dernek

DoÄŸanÅŸehirli Alevi ve Sünniler, hiçbir önyargıya kapılmadan 1984′te kurdukları dernekle hem Malatya’daki hem de kentlerdeki hemÅŸerilerine hizmet veriyor

Malatya DoÄŸanÅŸehirliler DerneÄŸi, İstanbul’da sayısı 1500 civarında tahmin edilen Alevi örgütünden biri. Ancak kurum ’sadece bir Alevi teÅŸkilatı’ deÄŸil; 1984′te DoÄŸanÅŸehirli Alevi ve Sünnilerce kurulmuÅŸ.
İstanbul’daki 10 bine yakın DoÄŸanÅŸehirliyi temsil eden derneÄŸin 11 kiÅŸilik yönetim kurulundan altısı Alevi, beÅŸi Sünni. DerneÄŸin 100 civarında aktif, 5 bin kadar da fahri üyesi var. Halen Bahçelievler, Avcılar, Bakırköy, Sarıyer ve Bostancı’ya yayılan DoÄŸanÅŸehirliler, memleketlerindeki mezhepsel uyumu, dernekleri bünyesinde İstanbul’da, Åžirinevler’deki dernek binasında sürdürüyor.

Dernek baÅŸkanı 42 yaşındaki Ünal Günel, ticaretle uÄŸraşıyor, ‘Alevi-Sünni uyumu’ ailesinden baÅŸlıyor: Annesi bir Alevi, babası da bir Sünni. Günel, DoÄŸanÅŸehir’de Alevi Türkmen, Alevi Kürt, Sünni Türkmen ve Sünni Kürtlerin iç içe yaÅŸadığını ve bu ahengin kente yansıdığını belirtiyor:

“Karaterzi Köyü’ne bu yıl okul açtırdık. Köyün nüfusu Alevi. Okulun yapımına en çok katkı koyan iÅŸadamımız ise Sünni. Sünni kökenlilerin bulunduÄŸu Polat Köyü’ne de elbirliÄŸiyle saÄŸlık ocağı yapıldı. Yine Sünni kökenlilerin ağırlıklı olduÄŸu ilçe merkezinde bir saÄŸlık ocağının temelini attık.”

 

Ermenilerle temas çabası!

Günel, kimi hoÅŸnutsuzluklar olsa da ortak yaÅŸamın giderek güçlendiÄŸini söylüyor ve ÅŸu örneÄŸi veriyor: “Cenazemiz camiden de kalksa, cemevinden de kalksa, yönetim kurulu daima hazır bulunuyor.” Ramazanda dernek lokali oruç tutmayanlar için gündüz de açık, hafta sonları da iftar yemeÄŸi veriliyor. Günel, kendi deyimiyle, farklılıkları kabul ederek yarattıkları derneklerine ‘tehcir’ öncesi DoÄŸanÅŸehir’de yaÅŸayan Ermenileri de üye yapmaya uÄŸraşıyor:

“Åžu an ABD’de, Fransa’da ve İstanbul’da yaÅŸayan binlerce Ermeni hemÅŸerimiz var. ÇoÄŸu ile aynı dili konuÅŸuyor, aynı yemeÄŸi yapıyoruz. Aynı kültürün çocuklarıyız. Bir zamanlar bir aradaymışız. Åžimdi onları yeniden aramızda görmek, onların da derneÄŸimize üye olmasını istiyoruz. Bazı Ermeni hemÅŸerilerimize ulaÅŸtık bile.”
Günel, ‘Çok eski uygarlıkların beÅŸiÄŸi’ diye tarif ettiÄŸi DoÄŸanÅŸehir’in bu birlikteliÄŸi baÅŸardığını düşünüyor:
“Artık o eski, hatalı tutumlar kalmadı. Ortak evlilikler yapılıyor, arkadaÅŸlıklar, komÅŸuluklar kuruluyor, geliÅŸiyor. Bu, bizce çok olumlu…”

              

KÜÇÜK SÖZLÜK

ER

1) Edep ve erkâna saygılı, nefsine boyun eğmeyen kimse. 2) Gönül bilgisiyle donanmış, yücelme aşamalarından geçerek gerçekliğe ulaşmış tarikat, yol üyesi.
Er kişi: Eğitim almış kimse.

EREN

Benliğinin geçici tutkularını yenerek olgunluk aşamasına varan, ermiş olan tarikat üyesi, yol eri kimse.
Erenler abdesti: Bilgiyle yıkanma, yıkanarak bilgilenme ya da bilgiyle yıkama, yıkayarak bilgilendirme anlamında kulak abdesti. Erenler demi: Ceme katılanların uyguladığı erkân ve muhabbet. Erenler hakkı: Konuk ya da yoksullar için ayrılan yemek. Erenlerim: DerviÅŸler arasında ’sen’ yerine kullanılan hitap sözü. Erenler Åžahı: Hacı BektaÅŸ Veli’ye verilen unvan.

ERKÂN

Ruhsal aşama bakımından üstün durumda bulunan tarikat yolcuları, yol erleri; tarikat, yol ileri gelenleri. Tarikat, yol ulularının koyduğu ve tarikatın, yolun yasası durumunda olan ilkeler, kurallar ve törenler bütünü.

(Esat Korkmaz’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan Alevilik-BektaÅŸilik Terimleri Sözlüğü’nden alındı.)

 

                                                 

 

Okurdan Radikal’e gelenler

Aleviliğin etkileri unutulmamalı

Master tezimi Aleviler üzerine yazıyorum, o yüzden yazı dizinizi görmek beni çok mutlu etti. Yalnız Alevilerin Türk günlük yaşam kültürü üzerindeki etkisini gözden kaçırmamak gerekir. Alevilik bu topraklarda doğmamış olsa da, bu topraklarda bugünkü haline gelmiş ve hem etkilenmiş, hem de etkilemiştir. Mesela, Alevi olmadığım halde adım Eren. Ailem Sünni ama, dindar değildir ve Bektaşiliği onore eder. Bu birçok Türk ailesinde görülmektedir.
Aleviler özellikle kentlere göç ettikçe diğer inançlardan olanlar da Alevi kültürünü tanıma olanağı bulmuşlardır. Kuşkusuz Alevilerin baskı altında olduğunu kabul etmek gerekir, ama her Alevinin de son derece kapalı bir toplum yaşantısında olduğunu da düşünemeyiz. Daha çok Cumhuriyet dönemi modernizasyonunun etkisiyle, Sünni ve Alevi dindar olmayan kesim ortak ve modern bir İslam inancını benimsemektedir. Karşılıklı etkileşimden doğan bu akımın önemi çok büyüktür.
(Eren Ozalay, Master Of Arts in Euroculture Georg-August-Universitat Gottingen, Germany)

1970′lerden beri çok ÅŸey deÄŸiÅŸti
Sünniyim, evlenmeyi düşündüğüm ve sevdiÄŸim insan da Alevi, fakat biz bu durumu kesinlikle evlenmemizi engelleyecek bir durum olarak görmedik. Ne var ki her iki tarafın da bazı duyum ve yapılan olumsuz evlilikler neticesinde önyargıları oluÅŸmuÅŸ durumda, aslında birbirinden pek de farklı olmayan yaÅŸam tarzlarına sahibiz. İbadet noktasında da, ibadetin Allah ile kul arasında bir olgu olduÄŸunu unutmamak gerekir. Ayrıca Sünnilerce AleviliÄŸin bilinmemesi veya yanlış öğrenilmesi bu sorunların daha çok uzayıp gitmesine sebep olacağından, bu ve buna benzer aktivitelerin çok yararlı olacağını düşünüyorum. Size de ilginizden dolayı teÅŸekkür ederim. 1970′lerden bu yana çok ÅŸey deÄŸiÅŸti ve daha çok ÅŸey deÄŸiÅŸecek…
(Cihan Emre Sabahat)

‘Sorun bugün çıkmadı’
Alevilerin karşılaÅŸtıkları sorunlar bugün çıkmadı. Yıllardan beri aynı sorunları yaşıyoruz. Adeta istenmeyen kesim olduk. İnançlarımızı kültürlerimizi özgürce yaÅŸayamıyoruz. Üniversite öğrencisiyim. Alevi olduÄŸumu lisede söyleyebildim. İlkokulda arkadaÅŸlarım, öğretmenlerim Alevileri dinsiz olarak tanıtırdı. Lisede arkadaÅŸlarım düşünen insanlardı, beni insanca karşıladılar, dışlamadılar. O zaman kendime güvenim geldi. Artık Alevi olduÄŸumu rahatça söyleyebiliyorum. En yakın arkadaÅŸlarım Sünni. Artık bunları aÅŸmalıyız. Özgür eÅŸitlikçi bir toplum olmalıyız. İstediÄŸimiz tek ÅŸey inancımıza saygı…
(Selin Akbal)

 

Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz

 

(Radikal gazetesi, 1.2.2006)

 

 

 

Okul hayatı, hemen hemen her Alevinin benliÄŸinde derin izler bırakan ayrımcılık öykülerinin yoÄŸunlaÅŸtığı yerlerin başında geliyor. Anlatılanlara bakılırsa, çocuÄŸun nispeten korunaklı olan aile hayatından çıkarak toplumsallaÅŸmaya ve bilgilenmeye baÅŸladığı yer olan okullar, bir Alevi çocuÄŸu için aynı zamanda ‘farklı’ olduÄŸunu keÅŸfettiÄŸi yer anlamına da geliyor. Ancak bu keÅŸif hemen her zaman üzücü biçimde gerçekleÅŸiyor.
Öykülerin ezici çoÄŸunluÄŸu, özellikle din derslerinin hem içerik hem de uygulama olarak bu ‘farklılığı’ olumsuz vurgularla ortaya çıkmasına yol açtığına iÅŸaret ediyor. Bu nedenle konuÅŸtuÄŸumuz kiÅŸilerin bir kısmı derslerin kaldırılmasını, bir kısmı zorunlu olmaktan çıkarılmasını, bir kısmı da içeriÄŸinin ve uygulamasının deÄŸiÅŸtirilmesini, AleviliÄŸin de gereÄŸi gibi anlatılmasını istiyor.

Yaşananlar, bazı ailelerin din derslerini yargıya taşımasına yol açmış durumda.  Dizinin bu bölümünde, dava için iki kişinin görüşlerini aktarıyoruz.

 

“Nar gibi kızardı”

“Benim dönemimde de din dersleri zorunluydu. Din öğretmeni yedinci sınıta iki sırayı birleÅŸtirip namaz kıldırmıştı. Beceremedim. ‘Dua bilmezsiniz, namaz bilmezsiniz siz nesiniz’ diye bağırmıştı arkadaÅŸlarımın arasında utançtan nar gibi kızardığımı hiç unutamam. Annem bize daima, ‘Alevi olduÄŸunuzu, Tuncelili olduÄŸunuzu sakın kimseye söylemeyin’ diye telkinlerde bulunurdu. Annemle hastaneye gidiÅŸlerimizi sıra beklerken kadınlar arasında sohbet baÅŸlardı, ‘Bacım nerelisin’ diye sorarlardı. Annem ‘Elazığlıyız’ derdi. Elazığ’da Alevi-Sünni karışık olduÄŸundan Alevi olduÄŸumuz anlaşılmasın diye söylediÄŸini ben çok sonraları anladım. Bir Alevi öğretmenimin başımı okÅŸamasını, yalnız olmadığımı söylemesini de asla unutamam…”
Küçüklükten beri yaÅŸadıklarını yukarıdaki sözlerle anlatıyor Hatice Köse ve kendi deyimiyle ‘benliÄŸine kazınanların’ kendisini duyarlı hale getirdiÄŸini dile getiriyor.
Alevi gençleri için okullarda Sünni İslam anlayışını temel alarak verilen ve zorunlu tutulan ‘din kültür ve ahlak bilgisi’ dersinin yarattığı etkiler çoÄŸunlukla benzer biçimde dile getiriliyor ve en büyük sorunlardan biri olarak görülüyor.

 
Sıkıntıdan hukuki itiraza

Kapı komÅŸusundan Alevi olduÄŸunu saklayan ailesinden aldığı bilgilerle, okulda öğretilenler tamamen farklıydı. Buna karşı çıkmak ‘fiÅŸlenmek’ demekti. Büyük ÅŸehirlerdeki yaÅŸam, bu ‘baskı’nın da sorgulanması ve reddedilmesi anlamına geliyordu. Anne babalar buna karşı çıkmakla kalmadı, konuyu mahkemelere taşıdı. Hatice Köse, oÄŸlunun ‘zorunlu din derslerinden muaf olması’ için dava açan ilk kiÅŸi.

Köse anlatmaya devam ediyor:

“OÄŸlum altıncı sınıfa baÅŸladı. Din dersinde iÅŸledikleri konuları gelip anlatıyordu. ‘Anne biz gâvur muyuz? Niye namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz’ diye sorular soruyordu. Binlerce Alevi çocuÄŸu okuyor okullarda ve inançları istismara, asimilasyonauÄŸruyor. Ancak yine de ben aslında dava açmayı düşünmemiÅŸtim. Ta ki ramazan ayı gelip de din hocası her Müslümanın oruç tutması gerektiÄŸini anlatıp onları oruca ikna edinceye kadar. OÄŸlum sınıftaki herkesin oruç tutacağını onun için oruç tutacağını söyledi. Ona Alevi olduÄŸumuzu ve inancımızda ramazan orucu olmadığını anlattım ikna oldu. 2004-2005 eÄŸitim yılında yine ramazan orucu dönemi geldi. Din hocası oruç konusunda yine çocukları telkinlerde bulunmuÅŸtu. OÄŸlum oruç tutacağını, sınıfta hemen hemen herkesin oruçlu olacağını ve yemekhaneye inince arkadaÅŸlarının kendisiyle dalga geçeceklerini söyledi. Bu benim için son damla oldu.”

 
Talep uygun görülmedi

“Yıllar önce benim yaÅŸadıklarımı oÄŸlum da yaşıyordu. Anadolu Alevi BektaÅŸi inancıma sahip çıkarak, çocuÄŸuma bunları yaÅŸatmama, Anayasa’nın ve uluslararası hukukun bana verdiÄŸi haklarımızı almak için hukuk mücadelesi kararı verdik. 16 Åžubat 2005′te valiliÄŸe oÄŸlumun zorunlu din derslerinden muaf tutulması için dilekçeyle baÅŸvuruda bulundum. Martta talebimizin uygun görülmediÄŸi yanıtı geldi. Mayısta da idare mahkemesine dava açtık.”

 
“Resim ve müzik 1 olur mu?”

Öykünün devamı ise daha da sarsıcı, söz yine Hatice Köse’nin:
“Resim ve müzik dersi ‘bir’ olan kaç öğrenciye rastladınız? OÄŸlum ÅŸu an sekizinci sınıf öğrencisi bugüne kadar 5 olan bu dersler bu yıl 1 geldi. Baskıyı bazen de böyle hissedersiniz. Anadolu Alevi BektaÅŸi inancı hoÅŸgörü ve sevgi temalarıyla iÅŸlenmiÅŸtir, baÅŸkalarının inançları bizim için kendi inancımız kadar kutsaldır. Kendi inacımızada aynı hoÅŸgörüyü, insani bakışı talep etmenin hakkımız olduÄŸunu düşünüyorum. ”

Davalardan birini de Çengelköy’de yaÅŸayan Ali KenanoÄŸlu açtı. Hubyar Sultan Ocağı’na baÄŸlı, üniversite mezunu bir ‘dede adayı’ olan KenanoÄŸlu, 12 Haziran 2005′te İl Milli EÄŸitim Müdürlüğü’ne baÅŸvurarak, dördüncü sınıfta okuyan oÄŸlunun ‘zorunlu din dersi almasını istemediÄŸini’ belirtti. Bu baÅŸvuruya yanıt verilmeyince o da mahkemeye baÅŸvurdu.

Dilekçede şu görüşlere yer verildi:

“OÄŸlum, iradem dışında zorunlu olarak dini eÄŸitime tabi tutulmakta, davayı kazansam dahi ülkemizde mahkemelerin iÅŸ yoÄŸunluÄŸu nedeniyle davayların uzun sürmesi sebebiyle istediÄŸim amaca ulaÅŸmam ortadan kalkacak ve oÄŸlum eÄŸitim süresince zorunlu olarak dini eÄŸitim almış olacaktır. Bu uygulamanın oÄŸlumda yaratacağı sorunları sonradan ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır. MaÄŸduruyitemizin giderilmesi için yürütmeyi durdurma kararı verilmesini talep ediyoruz.”

 
Bir dava da AİHM’de
Zorunlu din dersleriyle ilgili bir dava da AİHM’ye taşınmış durumda. İstanbul’da yaÅŸayan H.Z., kızının ‘zorunlu din dersi’ almaması için önce İstanbul Milli EÄŸitim’e baÅŸvurdu. Olumsuz yanıt gelince dava açıldı. Mahkeme, Anayasa’nın 24′üncü maddesine dayanarak davayı reddetti. Danıştay kararı onayladı. Türkiye’de iç hukuk yolları tükenince H.Z.’nin avukatı Kazım Genç dosyayı 2004′te AİHM’ye götürdü.

Aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür DerneÄŸi BaÅŸkanı olan avukat Genç, “AİHM’ye dosyayla birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarını gönderdik. Mahkeme kitaplarda Alevilik’ten tek satır bahsedilmediÄŸini saptadı. AİHM dosyayı karar vermek üzere incelemeye aldı” dedi. AİHM ya uygulamayı Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi’nin inanç özgürlüğü ve eÄŸitimle ilgili hükümlerine aykırı bularak bu aykırılığın giderilmesini isteyecek, ya da sözleÅŸmeye uygun bulacak. AİHM’nin kararı Türkiye’de bu konuda açılmış davaları etkileyebilecek.

 

                                                                    

 

“Sevdim, evlenemedim”

Nevruz Gündüz: 32 yaşındayım. Evliydim, ayrıldım.
EÅŸim Aleviydi yine de çok sorun yaÅŸadık. Alevi-Sünnilik bence hiç önemli deÄŸil. Aileme bunu anlatmaya çalışıyorum. ‘EÅŸim Aleviydi, bakın ne oldu, önemli olan insanların anlaması’ diyorum. Bütün arkadaÅŸlarım Sünnidir. Çok iyi anlaşırım. Ancak ailelerde dedelerin baskıları var. Dedeler bu konuda sert davranabiliyor. Genç dedeler daha yumuÅŸak davranmaya çalışıyor. Ama bence önleri fazla açık deÄŸil. Çok fazla soyutlanmamak için büyük dedelere uymaya çalışıyorlar.

Kevser AÄŸgül: Bilgisayar sektöründe çalışıyorum. 32 yaşındayım. Alevi olduÄŸum için bir sorunla karşılaÅŸmıyorum ama, geçmiÅŸte yaÅŸananlar var, önyargılar var. Alevi-Sünni evliliÄŸine karşı deÄŸilim. Ailemizde böyle evlilikler var. Önce kuzenim bir Sünniyle kaçıp evlendi. Aile büyükleri tepki gösterdi. Biz gençler olarak daha duyarlıydık. Sonra aileler sakinleÅŸti. Sünni damatlarımız, gelinlerimiz oldu. Sorun yaÅŸamıyoruz. Zaten insanlar birbirini tanıyınca ayrım ya da sorun kalmıyor. Sünni bir arkadaşım vardı. Aynı apartmanda oturuyorduk. Alevi olduÄŸumuzu bilmiyordu. Bu konu hiç açılmamıştı. Ancak bir gün evdeki Hz. Ali resmini gördü. ÅžaÅŸkınlıkla döndü ve ‘Alevi misiniz’ diye sordu. Alevi olduÄŸumuzu söyledim. O da ‘Ben Alevileri böyle bilmiyordum. Sizinle bizim aramızda fark yokmuÅŸ’ dedi. Onlardan farklı olmadığımızı görmüş, önyargılarının esiri olmamıştı.

Erdal Çalış (28): Annem Sünni, babamsa Alevi. Anne tarafına yakın hissediyorum kendimi. Büyük çeliÅŸki yaÅŸamadım. Alevilerin “Sünnilerden kız almayız” gibi tavırlarını sevmiyorum. Evli deÄŸilim. İleride kızım veya kız kardeÅŸim seviyorsa gözüm kapalı Sünniye de, Aleviye de veririm. Bir ömür yaÅŸayacak olan o.

Bülent Çevik (35): Serbest meslekle uğraşıyorum. Kız kardeşim bir Sünni ile evlenmek isterse karşı çıkmam. Bir zamanlar bir kız sevmiştim,
Alevi olduğum için vermediler. Cemlere giderim, elimden geldiğince ibadet yaparım. Alevi televizyonlarını bir arkadaşımın evinde uydu yayını var, oraya gidip izliyorum.

“Gençler uzaklaşıyor”

Müslüm Olkan, Kartal’daki 187 üyeli Erzincan Yardere Köyü DerneÄŸi’nin baÅŸkanı, mühendis. Olkan ÅŸunları anlayor:
“ÇoÄŸumuz burada fabrika işçisi. BirlikteliÄŸimizi yitirmemek için toplandık. DerneÄŸimizde kır gezileri ve piknik düzenleniyor, cenazelerimize sahip çıkıyolerin. Burada bir baskı ya da ayrımcılık gördüğümüzü söyleyemem. Kemah’ta etrafımız Sünni köylerle çevriliyken de rahattık. En büyük sorunumuz, gençlerimizin kültürlerinden uzaklaÅŸması. Düğünlere, derneklere gençler de gelsin istiyoruz. Hatta ailelere bu konuda baskı yapıyoruz.”
 

 

KÜÇÜK SÖZLÜK

GÖRGÜ
Görgüden geçmekle kazanılan deneyim. ‘Görgü ayini’ne görgü cemi deniliyor. Bu da, ikrar tazelemek, bu yolla tövbe etmek, ruhsal açıdan temizlenmek için yapılan cemi ifade ediyor. Görgü cemi genellikle musahipler, daha önce görülmüş olanlar ve görülmeye talip olanlar için yapılır. Her Alevi, yılda bir kez görgüden geçer; hal ve durumunun sorgulamasını yapar; ikrarını tazeler ve topluma hesap verir. Cemde ÅŸikâyet edilenle ÅŸikâyet eden, sonuçta birbirini razı etmek zorundadır. Kimse kimseyle küs, dargın ve kavgalı kalamaz.
Görgüden geçen talipler, daha önce yaptıkları hataları tekrarlamamaya da söz verirler.

GÖNÜL
1) İnsanın marifete eriÅŸme gücü. 2) ‘Tanrı evi’ anlamında, Tanrı’nın tecelli ettiÄŸi, görünüş alanına çıktığı ve Tanrı ile ilgili bilgilerin geldiÄŸi yer; insanın, Tanrı yoluna açılan kapısı olarak algılanan ve kutsal sayılan iç varlığı.

AÅžK
1) Tanrısal varlığı, içten gelen bir eğilimle sevme. 2) Tanrısal sevginin insanı bütünüyle egemenliği altına almasıyla belirmesi; sevenin sevilende kendini yok etmesi, sevenin yok yalnızca sevilenin var olması, sevenle sevilenin bir olması durumunu sağlayan sevginin son aşaması. Aşk-ı hakiki: İlahi aşk. Aşk-ı manevi: Tanrı aşkı. Aşk-ı mecazi: İnsanın insanı ya da diğer yaratıkları sevmesi.
(Esat Korkmaz’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan Alevilik-BektaÅŸilik Terimleri Sözlüğü’nden alındı.)

 

Okurdan Radikal’e gelenler

Bunları artık aşmalıyız

22 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. EÄŸitimim boyunca mezhebimi açıklamak zorunda kalmadım, üniversitede ise sınıfımızın mail grubuna gelen, ‘Aleviler sapıktır’ mail’i üzerine birkaç kiÅŸinin bildiÄŸi gerçeÄŸi söyledim ve bir cevap mail’i yazdım. Konu sınıftaki Alevileri çok üzmüştü. Genel tepki, “Artık susmayacağız” ÅŸeklindeydi. Sünni baskın zihniyetten öğrencilerden selamını kesenler oldu ama cevaben yazdığımız mail’i destekleyen Sünni arkadaÅŸlarımız da oldu.
Benim buradan çıkardığım ders, kimliğimizin bilinmemesine üzülmek değil, 21.yüzyılda hem de mühendislik okuyan aklı başında öğrenciler tarafından bilinmemesine tepki gösterebilmekti.
Bunları artık aşmalıyız ve böylece demokratikleşme mücadelesine köstek olmamalıyız. (Özgür Celbiş)

Bir gün herkes bizden olabilmeli

Sünniyim.Uzun süre karantina gerektiren bir durum için hastanede yattım.YaÅŸlı bir teyze vardı ve kendi kızları hastalığından dolayı korktukları için yardım etmiyor, ihmal ediyorlardı. Durumuna üzüldüğüm için elimden geldiÄŸince ilgileniyor, ÅŸahsi temizliÄŸine yardımcı oluyordum. Bir gün bir hastabakıcımız yaÅŸlı teyzeye ben yardım ederken, “Bizden misin?” diye sordu. Åžaşırmıştım.Teyze, “Elbette bizden, hem de bizden daha çok bizden” dedi. Düşüncem, Aleviler hep kendi içlerindeler, bizi fazla aralarına almıyorlar.Çalıştığım iÅŸyerinde de çok arkadaşım var ve gördüğüm birbirlerine aşırı baÄŸlı olmaları, kollamaları. Sırf Alevi olmaları, birbirlerine baÄŸlı olmaları için yeterli.Gene de deÄŸiÅŸimler de oluyor. Bir çok Sünni-Alevi evlenmesine ÅŸahit oluyorum. Umarım herkesin ‘bizden’ olacağı günler yakındır. (AyÅŸe Yılmaz)

Yorum yok “Günlük YaÅŸamda Aleviler”

Yorum yap , fikrini payla?!