Moskova her gidişte değişen bir şehir ve bu değişiklikte yükselen Türk sermayesi önemli bir rol oynuyor
Rusya’da ne deÄŸiÅŸiyor? Birtakım rakamlara bakarsak Rusya petrol satan ve sarsıntıyı atlatan bir ülke. Yerel olaylara bakarsanız taÅŸrada hâlâ fakirlikten ileri gelen asayiÅŸ bozukluÄŸu ve bütün Rusya’da ilgi çeken gençlik grupları ortaya çıkıyor. Rus dazlakları Hitlerin Nazi bayrağının ortasına aynı renkte orak-çekiç motifi koyuyorlar, Yahudi ve yabancı düşmanlıkları had safhada.
Kremlin’in önündeki Manej’de açılan bir fotoÄŸraf sergisinde bu gruplar için manidar bir soru yer alıyor: “Kim bunlar?” Belli ki toplumun çalkantısı henüz devam ediyor. Moskova ise her gidiÅŸte deÄŸiÅŸen bir ÅŸehir ve bu deÄŸiÅŸiklikte yükselen Türk sermayesinin rolü göze çarpıyor. Türk inÅŸaat mühendisliÄŸinin bizim ÅŸehirlerimizden esirgediÄŸi zevkli gökdelenler ve binalar Moskova semalarını kaplıyor ve bunların inÅŸaatları yüksek teknolojinin eseri. Rusya’nın bürokratları bu gibi inÅŸaatları kontrol ederken, hediye ve hürmet akçesi almayı ihmal etmeseler de özellikle yangın tedbirleri ve çevre koruma kurallarının uygulamasından hiç taviz vermezlermiÅŸ.
Rusya nüfus kaybediyor
Müzeler ve sergiler canlanıyor ve konser salonlarında Rusya’nın entelektüel çevrelerinin kokusu geziniyor. Sokaklarda dilenen ihtiyarlar pek kalmadı, ölmüşler. Rusya zaten nüfus kaybediyor, son 15 yılda toplam nüfus 8 milyon azaldı. Sokaklarda hamile kadın görmek imkansız.
Üstelik üçüncü dünya ülkeleri gibi nüfus ihraç ediyorlar. Kanada’nın, ABD’nin cin bilgisayarcıları Rusya’dan gitme; daha ilginci bankacılık sektörünün gözdeleri de genç Ruslar. Åžimdilik Rusya’nın makbul uzmanları bankacı bürokratlar, yakında bilim adamlarının, Bilimler Akademisi’ndeki uzmanların da bu kategoriye girmesi temenni edilir ama ÅŸimdilik yaÅŸam ÅŸartları iç açıcı deÄŸil.
Türk ve Rus evliliklerinin sayısının 60 bini geçtiÄŸi söylendi. Beraber yaÅŸayanlar bunun birkaç misliymiÅŸ. Evlilikler hadisesiz devam ediyor. Rusya petrol gelirleriyle belini doÄŸrulttu. Ama Bilimler Akademisi’nin raflarında bekleyen araÅŸtırma sonuçlarının onda biri sanayiye ve yatırımlara aktarılabilse, yaratılacak zenginliÄŸin petrol gelirlerini 10′a katlayacağına şüphe yok deniyor.
Petrolden yaÅŸamak sadece OrtadoÄŸu’yu deÄŸil, Rusya’yı dahi atıl hale getiriyor. Ama ÅŸurası bir gerçek: 13 milyonluk Moskova, 5 milyonluk St. Petersburg, Volga kıyısındaki 2 milyonluk Nijni Novgrad gittikçe deÄŸiÅŸen ve Rusya’nın zenginliÄŸini çeken ÅŸehirler.
Moskova bütün zenginliklerin yüzde 70′ini elinde tutuyor deniyor. Lomonozof Devlet Üniversitesi yenilenmiÅŸ. Restorasyonu yapan ÅŸirket Ali İhsan Ahıskalı’nın. Üniversitenin ünlü Tatyana Kilisesi de restore edilmiÅŸ. Bu kadar deÄŸiÅŸiklik ruhlara da yansıyor. Bezgin ve ürkek talebenin daha çalışkan ve rekabetçi olduÄŸunu anlamak için fazla gayrete lüzum yok.
Rekabetçi gençlik
Rusya gençliÄŸi rekabetçiliÄŸi kabul etmiÅŸ. Bu tavrın alkol ve sigara tüketimlerine kadar yansıdığı görülüyor. Rusya taÅŸrası ise 21′inci yüzyılın endüstriyel dünyasında görülemeyecek kadar büyük ÅŸehirlerden farklı bir hayatı yani bildiÄŸiniz fakirliÄŸi sürdürüyor diyorlar. Bölgesel ve sınıfsal eÅŸitsizlik herkesi yaralar ama bu trajedi bazı halde yaratıcılığı teÅŸvik ediyor.
Â
Öte yandan kültürel hayatın öncüleri yeni Rusya’yı canlandırırken bazı münasebetsizlikler de yok deÄŸil. Mesela, bildiÄŸimiz BolÅŸoy Tiyatrosu uzun bir restorasyon dönemine girdi. Yanı başındaki minik bir tiyatro BolÅŸoy’un görevlerini yürütüyor. Burada sahnelenen, Çaykovski’nin bestelediÄŸi PuÅŸkin’in ünlü eseri “Yevgeni Onegin” operasını izlemeye gidiyorsunuz. Perde açıldığında karşınızda Rusya taÅŸrasındaki bir toprak sahibinin özgün evi deÄŸil, bir Teksas çiftliÄŸinin yemek salonu var.
Daha beteri devam ediyor, genç kız Tatyana, Yevgeni Onegin tarafından reddedilince garip kabuslar görüyor. Eserle ve çizilen karakterle alakası olmayan bir Tatyana bu. Bir tür Amerikanizm özentisi, tuhaf bir psikanaliz.
DeÄŸiÅŸim ve dışarıya açılma her zaman o kadar renkli ve kolay olmaz. Rusya Rusya’dır; Moskova da Moskova. Her ikisi de er geç yolunu bulur. Yalpalama olsa da anane her zaman galip gelir.
Yakın dostun cenazesi
1956 Notre Dame de Sion mezunlarındadır. Mülkiye’ye girdi. O zamanın Mülkiye’si ilginç bir okuldu. Anadolu’nun baÄŸrından kopup gelen zeki gençlerle, İstanbul’un kolejlerinden ve yabancı okullarından ve asırdide liselerinden mezun olanlar imtihanla girdikleri bu ocakta bir araya gelirlerdi. MülkiyeliliÄŸin galiba güçlü tarafı da buydu.
Sevin ve Zorlu; adını Montrö müzakereleri sırasında Atatürk vermiÅŸti. Adıyla soyadı arasındaki zıtlık, onun trajik hayatını ifade eder. İçindeki insan yakınlığı ve adalet duygusuyla Mülkiye’nin gençleriyle kaynaÅŸtı. Hatta çok sevdiÄŸi babası Hariciye Vekili Fatin Rüştü beyin tembihine raÄŸmen okulun siyasi havasını benimsedi. Tabii birçok arkadaşı gibi sükutu hayale uÄŸradı. İktidarın, Prof. Turan FeyzioÄŸlu’nu vekalet emrini almasıyla babasının üye olduÄŸu hükümete karşı protesto eylemine katıldı. Bir müddet sonra babasının feci sonunu gördü. Trajik hayatını kendi acıları ve tadıyla yaÅŸadı.
Onu üniversite affı çıkınca gördüm. Sınava giriyordu. Gayet takılmalı, sıcak bir arkadaÅŸlık baÅŸladı; doÄŸrusu zeki ve inatçı bir kiÅŸilik sahibiydi. GüneÅŸli bir kasım günü yani geçen perÅŸembe onu uÄŸurladık. Türkiye’nin eÄŸitimiyle, dünyaya açıklığıyla, bir yandan muhafazakarlığıyla özgün kuÅŸağına dahildi. Sevin bu ülkenin insanı olmasını bildi. DeÄŸiÅŸmenin sıkıntılarını en çok 1936-1947 nesli yaÅŸamıştır. O da bu nesildendi.
Milliyet Pazar / 2007
Yorum yok “DeÄŸiÅŸen Moskova”
Yorum yap , fikrini payla?!