Geçen hafta yazdığım, ‘Bilim budalalığı’ baÅŸlıklı yazıma, İsmet Berkan’dan cevap geldi. Yani konuyu bir kez daha ele almak vacip oldu. Haftada iki kez yazdığım için, ben cevapları daha kısa ve özet halde ifade etmek durumundayım.
Önce, ben okullarda bilimsel bilgiye dair eÄŸitim verilmesin falan demiÅŸ deÄŸilim, dolayısıyla medreselerde bir tarihten sonra pozitif bilimlere dair derslerin kaldırılması bu tartışmanın konusu deÄŸil. İkincisi, Berkan, ‘Din bilim deÄŸildir, inançtır’ demiÅŸ, doÄŸrudur. Ben ‘Din bilimdir’ demedim, bilimin nefesinin tükendiÄŸi alanlara dair inanç veya spekülasyon alanıdır iddiasındayım. Bilimin nefesinin tükendiÄŸi konulara örnek de verdim. Berkan bunların konuyla alakası olmadığını söylüyor, oysa tabii ki var.
Bilim, teknolojiye indirgenemez ‘Evreni kavrama gayretidir’ diyor. Evet, bilimsel bilgi temelli Aydınlanma felsefesinin iddiası, umudu buydu. Ben de diyorum ki, bu gayret bugüne kadar varoluÅŸa dair temel soruları çözmekte iÅŸe yaramadı. Bazılarımız, bilimin hayatın ve evrenin sırrını bir gün mutlaka çözeceÄŸine inanıyorlar. Olabilir, böyle bir umut taşıyabilirler, ama ben kendilerine katılmıyorum. Ortada geleceÄŸe yönelik bir inançtan baÅŸka bir ÅŸey yok. Bu noktada inandığımız ÅŸeyler farklı.
Aydınlanma felsefesi, bilimsel düşünceyi temel alan dünya görüşünün, toplumsal siyasal meseleleri de halledeceÄŸini iddia ediyor, umuyordu. Öyle olmadı. İnsanlar, ortaçaÄŸda da birbirlerinin gözünü oyuyordu, bugün de bu noktadan uzaklaÅŸmış falan deÄŸiller. Hâlâ savaşıyorlar, hâlâ suç iÅŸliyorlar, hâlâ yaÅŸama dair sıkıntılarla boÄŸuÅŸup duruyorlar. Tam da bu nedenle, iki büyük dünya savaşı, Avrupa’da Aydınlanma felsefesine olan inancı derinden sarstı.
Dahası, bilimsel bilginin gelişmesi, örneğin savaşlara engel olmadı, ama teknolojik gelişme savaşları daha fazla can alacak hale getirdi.
İletiÅŸim teknolojisinin geliÅŸmesi, sıradan suçların yerine daha karmaşık ÅŸuç biçimleri doÄŸurdu. Avrupa’da çok ciddi bir sıkıntı haline gelen çocuk pornosu endüstrisi bunun bir örneÄŸi. Kesip, yemek için internetten kurban arayıp, bulan ve planını gerçekleÅŸtiren bir Alman mühendis bunun diÄŸer bir örneÄŸi. DiÄŸer taraftan, bilim ve teknolojinin sınırsız tüketim ideolojisi ile birleÅŸmesi, küresel ısınma gibi gezegenin sonunu getirecek tehlikelere yol açtı.
Demek ki neymiş? İnsana ve evrene dair felsefi bir telakki ile tartışılmayan bilimsel gelişme, yarar sağladığı kadar zararlı olabiliyormuş. Daha önemlisi, bilim insan hayatı konusundaki temel meseleleri çözmüyormuş, bu sorular hâlâ felsefi düzeyde tartılması gereken konularmış. Söylediğim özetle bu.
Nedense, fanatizm hep dine atfedilen bir ÅŸey, oysa çağımızda bilim fanatizmi de söz konusu ve bilim budalalığından kastettiÄŸim bu. Bilimsel bilgi de, ‘Hayata dair bilgilenme çeÅŸitlerinden biri ve sınırları var’ dediÄŸinizde kıyamet kopuyor. Dahası, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gibi siyasal bir kurum, bu tartışmada taraf olmanın ötesinde baÄŸlayıcı karar alabiliyor. Okullarda bilimsel bilgi öğretilmesin diyen yok, ama bilimsel bilgi mutlak gerçek yerine konulmasın deme hakkımız yok mu?
Bir dine mensup, inançlı insanların, insanlığın tüm kusur ve suçlarından sorumlu bir inancın temsilcileri olarak, hep alttan alması gerektiÄŸi yönünde muamele o kadar yaygınlaÅŸmış ki, azıcık itiraz etseniz, olay Kanuni devrindeki Ebussud Efendi’ye kadar gidiyor. Dahası, dini düşünce o kadar türbe ziyareti, cenaze namazı, mahalle imamına indirgenmiÅŸ vaziyette ki, insanlığın yüzlerce yıl dünyayı algılama yolu olarak, zenginliÄŸi içinde kimsenin ilgisini çekmiyor, ‘İnanılması emredilen ÅŸeyler’ deyip geçilebiliyor. Sanki inananların tümü ‘düşünce tembeli’ olduÄŸu için ve neredeyse matematikten sınıfta kaldığı için kolayından dindar olmaya karar vermiÅŸ gibi, bir düşünce hazinesini kolaylıkla rafa kaldırma cesareti gösterilebiliyor. Benim itirazım bu yaklaşıma.
Yorum yok “Bilim fanatizmi”
Yorum yap , fikrini payla?!