Kuva-yı Milliye den Hakimiyet-i Milliye ye

Büyük Millet Meclisi’nin açılışından (23 Nisan 1920) Cumhuriyet’in ilan edilişine, oradan da Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarıldığı 1925 yılına kadar, Türkiye, her şeye rağmen, demokratik bir cumhuriyettir.

Her şeye rağmen, diyorum, çünkü TBMM’nin ilk yılları, Milli Mücadele’nin en ağır koşullarda sürdüğü bir dönemdir ve bu koşullarda bile Mustafa Kemal Paşa, ‘hakimiyetin kayıtsız koşulsuz millet’te olduğunu kanıtlamak için elinden geleni yapmıştır.

1922 Temmuz’unda TBMM içinde ‘İkinci Grup’un kurulmasıyla sonuçlanan muhalefetin ne kertede sert ve amanvermez bir muhalefet olduÄŸunu merak edenlere, Samet AÄŸaoÄŸlu’nun ‘Kuva-yı Milliye Ruhu’nu tavsiye ederim;-müthiÅŸ bir kitaptır…

‘Kuva-yı Milliye’, evet, ama Mustafa Kemal Paşa. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yi Hukuk Cemiyetleri’nin kurulmasından sonra, bir ‘Kuva-yı Milliye’ci değil, bir ‘Müdafaa-yi Hukuk’çudur. Bu ayrımın son derece canalıcı bir ayrım olduğunu düşünüyorum: Kuva-yı Milliye, bir başkaldırının örgütlenişidir; ‘Müdafaa-yı Hukuk’ ise bu örgütlenişin legal ve demokratik bir meşruiyet zeminine oturtulması! Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’nın, ülkeyi ‘hakimiyet-i milliye’ye dayalı demokratik bir yönetimle geleceğe taşımaya kararlı olduğunun en açık göstergesidir. Kısaca, 1920-1925 arası, Kuva-yı Milliye’nin, giderek ‘Hakimiyet-i Milliye’ye dönüşmesinin tarihidir.

Birinci Meclis’te kurulan ‘İkinci Grup’, kendisini, ‘Müdafaa-yı Hukuk’ ilkelerine bağlılığını göstermek üzere bu adı, ‘İkinci Grup’ adını seçer. ‘İkinci Grup’un, ‘hakimiyetin kayıtsız koşulsuz’ millette olduğu konusundaki ısrarı, Kurtuluş Savaşı’nın ağır koşullarında bile, bu hakimiyetin ‘Tek Adam’ hakimiyetine dönüşmesine ilişkin kaygılarından dolayıdır.

Fakat asıl muhalefet, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan milletvekillerinin, 1924 yılı başlarından itibaren örgütlenmeye başlayıp 17 Kasım 1924’te ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmalarıyla legal düzeye çıkar. Erik Jan Zürcher, ‘Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ üzerine yazdığı monografide, TCF’nin kuruluşunun Cumhuriyet Halk Fırkası’nca (CHF) nasıl karşılandığını şu sözlerle anlatır: ‘17 Kasım’da TCF, Cemiyetler Kanunu uyarınca siyasal bir parti olarak tescil olunmak üzere Dahiliye Vekaleti’ne resmen başvurdu. CHF’nin keskinliğiyle en ünlü isimlerinden biri olan ve on gün önceki büyük tartışmalarda hükümeti o denli azimle savunmuş olan Dahiliye Vekili Recep (Peker)’in, TCF delegasyonunu nezaketle hatta dostça karşılaması ve kayıt işlemleri sırasında hiçbir güçlük çıkarmaması oldukça şaşırtıcıydı.’

Zürcher’in, Peker’in tavrını ‘şaşırtıcı’ bulması, aslında Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘Hakimiyet-i Milliyeye müstenit’ gerçek bir demokratik cumhuriyet olarak inşa etmek amacında olduğunu kavrayamamış olmasındandır. Sormak gerekiyor: Peker, muhalif TCF yöneticilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın haberi (ve elbette onayı) olmadan ‘nezaketle, hatta dostça’ davranabilir miydi? Elbette hayır!

Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce ve daha TCF kurulmadan TBMM’de yaÅŸanan bir olay, Mustafa Kemal PaÅŸa’nın, Jakoben bir Kuvva’cı deÄŸil, Demokrat bir ‘Hakimiyet-i Milliye’ci olduÄŸunu gösteriyor. Meclis, PaÅŸa’nın Meclis Reis yardımcılığı ve Dahiliye Vekaleti için önerdiÄŸi adayların deÄŸil, muhalefetin adaylarını seçmiÅŸtir ve bakınız, bunu izleyen geliÅŸmeler nasıl bir demokratik prosedür içinde gerçekleÅŸiyor: PaÅŸa, bunun hükümete güvensizlik anlamına geldiÄŸini belirterek hükümetin istifasını istemiÅŸ, hükümet de bu isteÄŸe uyarak istifa etmiÅŸtir. PaÅŸa, kendi yandaÅŸlarında, Bakanlık görevi kabul etmemelerini rica edince hükümet seçilememiÅŸ, ortaya çıkan buhran üzerine, Meclis hükümeti yerine CumhurbaÅŸkanının atadığı bir BaÅŸbakan ve o BaÅŸbakanın atadığı Bakanlardan oluÅŸan hükümet modelini önermiÅŸtir: Bu da, Cumhuriyet demektir…

Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat işlettiği demokratik süreci görüyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde Cumhuriyet’in öncelikle ‘demokratik’ olduğunun belirtilmiş olmasının sadece bir tesadüf olmadığı, bundan daha iyi nasıl ortaya konulabilir?

Laik Cumhuriyet’ten sık sık söz ediyoruz da, ‘Demokratik Cumhuriyet’ten niçin söz etmiyoruz acaba?

kaynak: www.karakutu.com

Zaman
11/06/2006

Yorum yok “Kuva-yı Milliye den Hakimiyet-i Milliye ye”

Yorum yap , fikrini payla?!