1980′lerden bugüne yaÅŸadığımız dünyayı tanımlayan toplumsal bir gerçeklik var: KüreselleÅŸme. KüreselleÅŸme, özünde, toplumsal bir gerçekliÄŸi, yaÅŸadığımız dünyanın son yıllarda geçirdiÄŸi deÄŸiÅŸim ve dönüşümü simgeleyen bir kavram. Bu deÄŸiÅŸim ve dönüşümler üç ana eksende hareket ediyor. Birincisi, küreselleÅŸme süreçlerine gönderim yapmadan, bugün bir ülkede (örneÄŸin Türkiye’de) ne siyasi, ekonomik, kültürel ve günlük yaÅŸam alanlarında yaÅŸanan deÄŸiÅŸimleri çözümlemek, ne de bu deÄŸiÅŸimlerin yarattığı ya da derinleÅŸtirdiÄŸi sorunlara etkili çözüm önerileri geliÅŸtirmek pek olası deÄŸil.
Artık, hem dünyaya hem de topluma bakışımızı ulusal deÄŸil, küresel/bölgesel/ ulusal/yerel etkileÅŸim eksenine yerleÅŸtirmemiz gerekiyor. İkincisi, küreselleÅŸme üzerine yapılan tartışmalarda vurgulandığı gibi, küreselleÅŸme belli alanlarda ortaya çıkan olumlu geliÅŸmelerin yanı sıra, bugünkü haliyle dünyada yaÅŸanan sosyal adalet sorunlarının derinleÅŸmesine, yaygınlaÅŸmasına içsel, yıkıcı, tahrip edici, dışlayıcı nitelikleri de olan bir süreç. KüreselleÅŸmeden konuÅŸurken, hem dünya düzeyinde ülkeler ve bölgeler arasında, hem de bir ülke, hatta bir ÅŸehir içinde zengin-fakir ayrımının giderek derinleÅŸmesinden, zengin ülkelerin, bölgelerin ve toplumsal kesimlerin daha zenginleÅŸirken, yoksul ülkelerin, bölgelerin ve kesimlerin daha da yoksullaÅŸmasından, açlık, fakirlik, yoksulluk gibi sorunların dünyayı tehdit eden “sistemsel bir sorun” konumuna gelmesinden konuÅŸuyoruz. Üçüncü olarak, küreselleÅŸme dünyayı bir “risk dünyası” konumuna getiren ve özellikle de küreselleÅŸme süreçlerine eklemlenmiÅŸ geliÅŸmiÅŸ ülkeleri ve bölgeleri de bir “risk toplumu”na dönüştüren bir süreç. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’ya, dolayısıyla bugünün sanayi sonrası bilgi toplumunu yaÅŸadığı önerilen toplumlarına dönük yapılan çalışma ve tartışmalarda, küreselleÅŸen dünyada bu toplumların artık bir risk toplumuna dönüştüğü öneriliyor. Dünya’da devletler, toplumlar, kültürlerarası iliÅŸkiler ve etkileÅŸimler yaygınlaÅŸtıkça ve hızlandıkça, ki bu sürece en genelde küreselleÅŸme diyoruz, ortaya çıkan dayanışmanın deÄŸil endiÅŸenin, geleceÄŸe karşı güvenin deÄŸil riskin ve korkunun yaÅŸamımızı giderek belirlemesi oluyor. KüreselleÅŸme, bu nedenle sadece sosyal adalet sorunlarının derinleÅŸmesini deÄŸil, aynı zamanda risk toplumunun giderek yaygınlaÅŸmasını, dolayısıyla da “risk dünyası”nın ortaya çıkmasını simgeleyen bir süreç.
Küreselleşme-birey ilişkisi
EÄŸer küreselleÅŸme bugün yaÅŸanan toplumsal deÄŸiÅŸimi anlamamız için anahtar bir kavramsa, ama aynı zamanda da sosyal adalet sorununu derinleÅŸtiren ve risk toplumunu yaratan bir süreçse, yanıtlamamız gereken temel sorulardan birisi de, bu sürecin nasıl bir toplumsal kimlik, benlik ya da aktör yarattığıdır. Ne tür bir kimlik, benlik anlayışı küreselleÅŸmenin taşıyıcı öznesi, aktörü olarak kuruluyor ya da varsayılıyor? Bu soruya bugüne kadar küreselleÅŸmenin egemen ideolojisi olan neoliberalizmin verdiÄŸi yanıt, birey oldu. KüreselleÅŸmeyi serbest pazarın evrenselleÅŸmesi olarak tanımlayan bu ideoloji, hem küreselleÅŸmenin yarattığı deÄŸiÅŸimlerin, hem de bu deÄŸiÅŸimlerin ortaya çıkardığı sorunların birey temelinde çözümleneceÄŸini öneriyor. Bireyin özellikle ekonomik yaÅŸamdaki hareketinin önündeki engelleri kaldırmak, böylece bireyin özgürlük alanını geniÅŸletmek, hem modernleÅŸmenin hem de yaÅŸanılan sorunların çözümünün ön koÅŸulu olarak görüldü. Bu baÄŸlamda, hem risk toplumunun hem de sosyal adalet sorununun çözümü toplumsal benliÄŸi, toplumsal yaÅŸamı birey temelinde kurmakta yatıyor. Bir insanın hem kendisinden farklı olanlarla, hem doÄŸayla, hem de kendisiyle siyasi, ekonomik, kültürel, yaÅŸamsal, bedensel ve ahlâki düzeylerde kurduÄŸu iliÅŸkiler birey temelinde olduÄŸu sürece, küreselleÅŸen dünyaya uygun modern, demokratik, özgür toplumsal benlik de yaratılmış olacak. Neoliberalizme göre bu benlik, yani birey bugün yaÅŸanılan sorunların da çözümü. ÖrneÄŸin birey kategorisini yaÅŸadığımız Irak savaşının ve bu ülkenin iÅŸgalinin meÅŸrulaÅŸtırmasında kullanıldığını görüyoruz. SavaÅŸ ve iÅŸgal, savaÅŸ yoluyla Irak’ta serbest pazara ve bireye dayalı demokrasi yaratmak eylemi olarak tanımlanıyor. SavaÅŸ ve iÅŸgal böylece, Irak’ı modern dünyaya eklemleme ve Irak’lıyı da modern ve liberal bireye dönüştürme eylemi olarak meÅŸrulaÅŸtırılmaya çalışılıyor. Benzer olarak, Türkiye’de neoliberal ideoloji köylü olanın bireye dönüştürülmesinin tarım sorununun, dinsel ya da etnik kimliÄŸin bireye dönüştürülmesinin de kimlik sorunlarının çözümü olduÄŸunu savunuyor. Aynı tür önerilerin, farklı ekonomik ve siyasi sorunların çözümü olarak da yapıldığını biliyoruz.
Kim bu birey?
Fakat ilginç olarak, neoliberalizm bireyi hem küreselleÅŸmenin taşıyıcı öznesi, hem de yaÅŸanılan sorunların çözümü olarak gündeme getirirken, bu bireyin kim olduÄŸunu, kendisiyle, çevresiyle, kendinden kültürel olarak farklı olanlarla, doÄŸayla, devletle, ekonomiyle nasıl bir iliÅŸki biçimi kurduÄŸunu bize söylemiyor. Risk toplumunda ya da risk dünyasında bireyden konuÅŸurken, nasıl bir toplumsal aktörden konuÅŸuyoruz? Yeni okumayı bitirdiÄŸim, vatandaÅŸlık ve kimlik üzerine yazdığı kitaplarla bu alanın dünyada önemli isimlerinde olan, Kanada York Üniversitesi’nden Engin Işın’ın “nevrotik vatandaÅŸ” çalışması, bu sorulara çok önemli bir yanıt veriyor. Işın’a göre risk toplumunun bireyleri, kendileri ve çevreleriyle, korku, endiÅŸe ve güvensizlik temelinde iliÅŸkiler kuran “nevrotik vatandaÅŸ”lar. YaÅŸadıkları sorunlara, bu sorunların nasıl ortaya çıktığı sorusunu sormadan, ve bu sorunların toplumsal ve tarihsel niteliÄŸini irdelemeden, bireysel düzeyde korku, endiÅŸe ve güvensizlik temelinde yaklaÅŸan ve çözüm arayan bir kimlikten konuÅŸuyoruz, neoliberalizmin önerdiÄŸi bireyden konuÅŸurken. Neoliberalizmin bireyi toplumsallaşırken korku, endiÅŸe ve güvensizlik temelinde hareket ediyor. Bu anlamda da, birey hem kiÅŸisel hem de toplumsal düzeyde nevrotik bir yapıya sahip. Birey, toplumsallaÅŸma ve siyasallaÅŸma eksenlerinde ve toplumsal sorunlara yaklaşımında “nevrotik bir vatandaÅŸ”.
Işın’a göre, nevrotik vatandaÅŸ olarak bireyin korku, endiÅŸe ve güvensizliÄŸe dayalı hareket tarzını, toplumsal yaÅŸamın altı önemli alanında gözlemleyebiliyoruz: Güvenlik, ekonomi, çevre, saÄŸlık/beden, ev/ülke, sınır. Nevrotik vatandaÅŸ olarak birey, güvenlik alanında, özellikle 11 Eylül sonrası dünyada, terörün nedenlerini araÅŸtırmak yerine terör alarmlarıyla, kendisini dış dünyaya kapatarak korku ve endiÅŸe içinde yaşıyor. Güvenlik alanı gibi, ev/ülke ve sınırlar üzerine geliÅŸtirilen söylem ve politikalar da korku ve endiÅŸe üzerine. Nevrotik vatandaşın kendi evini/ülkesini yabancıya ve kendinden farklı olana karşı güvenli haline getirmesi gerekiyor. Bireyin ev anlayışı korku ve endiÅŸeye dönük: Kötü ve düşman dış dünyaya karşı korunması gereken bir mekan. Bu da, hem ev/ülke kavramının sadece güvenlik ekseninde tanımlanmasını, hem ev/ülke dışı alanın güvensiz ve düşman olarak kurgulanmasını gerekli kılıyor, hem de havaalanlarında insanların fiÅŸlenmesi, sınırların göçmenlere ve mültecilere kapatılması, vb eylemleri içeriyor. Ekonomik alanda da, nevrotik vatandaÅŸ benzer bir hareket tarzı içinde: Ekonomik süreçleri üretim, ekonomik sınıflar ve aktörler içinde düşünmek yerine, güvensiz ve riskli bir mali hareket alanı olarak tanımlıyor. Dolar hareketlerindeki risklere karşı korku ve endiÅŸe içinde yaşıyor, yatırımlarını sepetlere ayrıştırarak koymasını isteyen neoliberal ekonomi uzmanlarının telkinlerine kendini bırakıyor. Çevreyle iliÅŸkisinde de, sorun çözücü aktif ve küresel dayanışmaya dönük politikalar üretmek yerine, birey “yarından sonra” olabilecek doÄŸa felaketlerine karşı endiÅŸe içinde. Tüm doÄŸayla iliÅŸkili doÄŸa felaketlerine dönük korku ve endiÅŸelere indirgenmiÅŸ durumda. Bu korku ve endiÅŸe durumu, nevrotik vatandaÅŸ olarak bireyin kendi bedeniyle/saÄŸlığıyla iliÅŸkisinde de ortaya çıkıyor. Bedenin güzel ve saÄŸlıklı olması gerekiyor Obezite ve çirkinleÅŸme korku ve endiÅŸesi bireyin kendi bedeniyle iliÅŸkisini belirliyor. Karşımızda, sürekli saÄŸlıklı yaÅŸamdan, zayıflamaktan, güzel vücuda sahip olmaktan konuÅŸan, genç yaÅŸlanma üzerine kafa yoran ve böylece kendi bedeniyle korku ve endiÅŸe iliÅŸkisi içinde olan nevrotik vatandaÅŸ/birey var.
Bu anlamda, küreselleşmenin bireyi toplumsal ve siyasal bağlamda nevrotik vatandaş: Küreselleşmeyi, risk toplumunu, dolayısıyla toplumsal yaşamı ve sorunları sorgulamak ve dönüştürmek yerine, korku ve endişeyi içselleştirmiş bir benlik. Bu nedenle, küreselleşme ve bu süreç içinde ortaya çıkan risklere ve sosyal adalet sorunlarına birey temelinde değil, farklı bir çözüm önerisi getirmemiz gerekiyor. Bu çözümün, sivil toplumu ve katılımcı demokrasiyi ön plana çıkartan aktif ve sorumlu vatandaşlık anlayışında yattığını düşünüyorum. Bu düşüncemi, bundan sonraki yazımda açımlayacağım.
kaynak: 15.8.2004 Radikal 2
kaynak: www.kuyerel.com
Yorum yok “KüreselleÅŸmenin Nevrotik VatandaÅŸları”
Yorum yap , fikrini payla?!